guti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
guti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2016 Salı

Yeşil sahaların matadoru

İspanya…Arenalar, öfkeli boğalar, acımasız matadorlar ülkesi. Matador İspanyolca katil anlamına gelir. Arenaya bırakılan boğalar, önce pikador denilen kişiler tarafından çivili sopalarla kızdırılır. Ardından ihtişamlı kıyafetiyle kralları aratmayacak bir mağrurlukla matador girer sahneye ve boğayı öldürür. Boğa güreşlerinin, doğaya ve doğadan gelecek tehlikeye karşı, erkeğin kadınını ve ailesini korumak için giriştiği mücadeleyi anlattığı söylenir. İspanyol toplumunda matadorluk sadece bir meslek değil, aynı zamanda yiğit, gözü pek kişiyi tanımlamak için kullanılan bir deyiştir. Çünkü matador güçlü, süratli, çevik, seyirciye keyifli bir izleme imkanı sunacak yeteneğe sahip olmalıdır. 


İspanya... Stadyumlar, coşkulu taraftarlar, doğuştan yetenekli futbolcular ülkesi. Her çocuk futbolcu olabilir bu şehirde ama çok azı yıldız olur. İspanyol toplumunda futbolcu olmak sadece bir meslek değil, aynı zamanda tutkuyu, sadakati, adanmışlığı ortaya koymaktır. Futbolcu, güçlü, süratli, çevik, seyirciye keyifli bir izleme imkanı sunacak yeteneğe sahip olmalıdır.

Madrid... Kral burada oturur. Tarihin en cesur matadorları burada arenaya çıkmıştır. Ve yeşil sahaların şimdiye kadar gördüğü en büyük bayrak adam bu şehirde futbol efsanesine dönüşmüştür.

Raul Gonzalez Blanco, 1977 yılında Atletico Madrid taraftarı Don Pedro’nun oğlu olarak dünyaya geldi. 11 yaşındayken babasının takımında alt yapıda futbol oynamaya başladı. Ama Atletico’nun meşhur başkanı Jesus Gil, masrafları kısma bahanesiyle, alt yapının kapısına kilidi vurunca, daha o yaşlarda bir sezonda 65 gol atan bu çocuğu şehrin diğer takımı Real Madrid kaptı. Raul, kısa sürede A takıma kadar yükselip 1994-95 sezonunda profesyonel oldu. Bir gün hocası Valdano’ya gidip, “Kazanmak istiyorsan ilk 11’de benimle başla, istemiyorsan başkasıyla,” diyen bu cüretkar genç, Real Madrid formasıyla 11’de forma giyerken, Jesus Gil ise Santiago Bernabeu’da koltuğuna çakılıp kalmıştı. Kendi takımının alt yapısından yetişen bu çocuk, o akşam derbide bir penaltı yaptırmış, Zamorano’ya bir asist yapmış ve de Real Madrid formasıyla ilk golünü atmıştı. 17 yıl süren başkanlığı döneminde, 39 teknik direktör, 141 futbolcu transfer eden Başkan Gil, o akşam kaçırdığı balığın ne kadar büyük olduğunu yeni anlamıştı.


SADAKAT

Real Madrid’i o dönem Jorge Valdano çalıştırıyordu. Önceki iki sezonda Tenerife’yi çalıştıran ve her iki sezonda da son haftada Real Madrid’i yenerek, şampiyonluğu Barcelona’ya kaptırmalarına sebep olan Valdano; Real Madrid’e geçtiği ilk sezonda hem Raul’a forma verdi, hem de takımı şampiyon yaptı. Raul ise hocasına teşekkürü, doğacak ilk çocuğuna onun adını vererek yapmıştı. Daha ilk sezonunda Valdano’nun motivasyonuyla lige hızlı başlayan Raul, ilk 7 maçında 13 gol atmıştı. Bu çocuk denecek yaştaki İspanyol, bir anda forma satışlarını artırmış, gazete manşetlerini süslemeye başlamıştı. Elbette ki kralın takımı Real Madrid her zaman yıldız oyuncuların adresi olmuştur ancak 2003 yılında kaptanlık bazubandını da koluna takan bu adam, Madrid tarihine damgasını vurmaya hazırdı. Valdano ise bu genç yeteneği “Raul’un özelliklerini alt alta yazarsanız, aslında Real Madrid’in özelliklerini yazmış olursunuz. O günümüzün Di Stefano’su.” diye anlatıyordu.

Bu arada transfer teklifleri bitmek bilmiyordu. Rus milyarder Roman Abramoviç, Chelsea’yi satın aldığında ilk olarak Raul’u kadroya katmak istemişti. O günün şartları için inanılmaz bir teklif yapıp 70 milyon avro önermişti. Başkan Perez ise “Raul satılık değil. Belki 180 milyon avro getiren olursa onu satabilirim. Ancak bunu da dünya üzerinde yapabilecek tek takım Real Madrid.” diyerek noktayı koymuştu. Sadece başkan değil, İspanya Kralı Juan Carlos da Raul’un ülke sınırları dışına çıkmasına pek razı değildi. “Raul, Madrid’in meleği. Raul Madrid, Madrid de Raul’dur.” demişti. Chelsea Raul’u İngiltere’ye getirememişti belki ancak İngiltere’den bir başka büyük teknik adam zaten onun gelmesini pek istemiyordu. “Onun seyahatlerden hoşlanmamasını umut ediyorum; çünkü onu önlememizin tek yolu, İngiltere sınırları içine sokmamak. Real çok büyük oyuncular transfer etti ve ediyor. Figo, Zidane, Ronaldo… Bana göre ise Raul hepsinden daha iyi. O, dünyanın en iyisi!” Bu sözler nice büyük futbolcular yetiştirmiş Sir Alex Ferguson’a ait.


GALAKTİK PROJE

Raul sadece takımın kaptanı değil, aynı zamanda sadakat yemini etmiş bayrak adamıydı. Bunu karşılığında da Başkan Perez; Figo, Zidane, Beckham, Ronaldo’yu bile transfer etmiş olsa bu sadakatin karşılığını gösterdi: “En yüksek ücreti Raul alır, Sonrasına bakarız.” Perez’in başlattığı “Los Galacticos” projesi kapsamında bu yıldız isimler arka arkaya Real Madrid kadrosuna katılırken, Raul belki onlar kadar fiyakalı fotoğraflar sunmuyordu ancak hem sahada, hem soyunma odasında Real Madrid’in lideri hala O’ydu. Bu arada Perez’in bu yıldızları getirirken, takımdan bazı isimleri de göndermesi gerekiyordu: Hierro ve Morientes. Yakın arkadaşları kulüpten yollanırken Raul bir gün kendisine sıra geleceğini düşünmüş müdür bilemem ancak ilahi adalet vuku buldu ve çok geçmeden Galaktik proje bekleneni vermedi. 2006 yılında 3-0’lık bir Mallorca yenilgisinden sonra Beckham ve Roberto Carlos hariç, Galaktik yıldızlar yolcu edildi. Sonrasında ise takımı sırtlayanlar yine “bizim oğlanlar” Raul, Casillas, Guti oldu. Real Madrid için Raul matador ise, ona topu taşıyan Guti de pikadordu.

2008 yılında takımın yardımcı kaptanı Iker Casillas ile Real Madrid için ömür boyu sözleşmeye imza atarken ikisi de aslında filmin sonunun bekledikleri gibi olmayacağını bilmiyordu. “Ömür boyu” romantizmi Casillas gibi, Raul gibi duygusal futbolcular için vardır, kulüpler için değil. 24 Nisan 2010’da, Mourinho yönetimindeki Real Madrid, Real Zaragoza ile karşılaşıyordu. Raul yine golünü atmış, parmağındaki alyansını öperek meşhur gol sevincini yapmış, ancak sakatlanıp oyuna devam edememişti. Yerini Mourinho’nun gözdesi Karim Benzema’ya bırakırken, o maçın ve o golün Real Madrid kariyerinde bitiş çizgisi olduğunu henüz bilmiyordu. Bu arada Manchester United’ın 7 numarası Cristiano Ronaldo kulübe transfer olmuş, 9 numaralı Real Madrid formasını giymeye başlamıştı. Ancak gönlünden 7 numara geçtiğini de gizlemiyordu. Sezon sonu Madrid sıfır kupa çekmiş ama asıl şoku 15 senedir mor beyaz forma giyen Guti’nin kulüpte bir gelecek göremediğini söyleyip ayrılmasıyla yaşamıştı. Guti o sezon Beşiktaş’a gelmiş, Carvalhal ile yaşadığı sorunların da etkisiyle, tek sezon oynayıp hem Beşiktaş’a hem de futbola veda etmişti. Guti şokunu atlatan Real Madrid’de ise asıl bomba, takımda sonradan oyuna giren adam olarak kalmak istemediğini söyleyen Raul’un bavulunu toplamasıyla patlar. Sonrasında ise gerçek sorunun Mourinho’nun kendisini istememesi olduğu konuşulur. Bugün belki Mourinho, o dönemde aldığı ah’ların karşılığını ödüyordur.

Hierro, Morientes, Guti, Casillas, Raul. Hepsi mahallenin çocuklarıydı. Ta ki Perez Los Galacticos düğmesine basana kadar. Perez’in başkan seçilmek için verdiği vaatlerden biriydi aslında bu proje. “Başkan seçilirsem Barcelona kaptanı Figo’yu transfer edeceğim, edemezsem tüm kombine ücretlerini taraftarlar yerine ben ödeyeceğim.” demişti bir vakit. Hem başkan seçildi, hem transferin suyunu çıkardı. Semtin kendi çocuklarından birer birer kurtuldu, yerine karşı mahallenin çocuklarını getirdi.


AYRILIK DA SEVDAYA DAHİL

16 yıllık Real Madrid kariyerinde tek bir kırmızı kart görmeden, 6 La Liga, 4 İspanya Süper Kupası, 3 Şampiyonlar Ligi, 1 Avrupa Süper Kupası ve 2 Kıtalararası Kupa olmak üzere toplam 16 kupa kaldıran Raul, bu yıl Cristiano Ronaldo rekorunu kırana kadar Real Madrid tarihinin en çok gol atan oyuncusuydu. Bir Perşembe akşamı Santiago Bernabeu’da 80 bin taraftar ve İspanya Kralı matadora veda etmek için toplandı. Yine gol attı. Tribünler “Sonsuza kadar büyük kaptansın,” diye bağırdı. O gece Kral ona Real Madrid’in şampiyonluk kutlama alanı olan Cibeles Çeşmesi’nin değerli bir maketini verip veda ederken, kameralar da Raul’u ağlarken yakalıyordu.

33 yaşındaydı ve futbol oynamaya devam etmek istiyordu. “Real Madrid’de 16 yıl geçirdim. Kariyerimin en güzel yıllarıydı ve harika bir neslin parçası oldum. Ailem ve ben yeni bir heyecan istedik. Bu hamleyi bu yıl yapmasaydık, bir daha yapamayabilirdik,” diyerek Schalke 04’e transfer oldu. İki sezon geçirdiği kulüpte Almanya Kupası ve Almanya Süper Kupası kazandı. Ardından iki sezon Katar’ın Al Sadd kulübünde geçirdikten sonra, finali yapmak için soluğu Amerika’da New York Cosmos’da aldı ve geçtiğimiz ay 38 yaşında futbola veda etti. Kariyeri boyuncu hiç Ballon d’Or kazanamadı belki ama Pep Guardiola bugün onun için “İspanya futbol tarihinin en önemli oyuncusu,” diyor. Real Madrid’den, Owen’den Ronaldo’ya, Figo’dan Zidane’a kadar kariyeri tartışılmayacak bir sürü yıldız geçti. Hiç biri onun gol rekorunu kıramadı. Ta ki, Cristiano Ronaldo’ya kadar. Ronaldo ise o gün, Raul’u arayıp “Benim için 1 numara daima sensin,” dedi.


Bugün 7 numara ile oynayan Cristiano Ronaldo şu an Madrid tarihinin en çok gol atan oyuncusu. Belki daha çok gol atanı da izleyeceğiz. Ama taraftarların mor beyaz kulübe ismini verip Raul Madrid diyeceği kadar sahiplendiği futbolcu bir tek o oldu. Akıp giden zaman onun için sadece bir formalite. Bir gün Madrid’e geri dönecek. Ve o gün tribünlerde 80 bin taraftar ve Kral yine onu alkışlıyor olacak. Kim bilir belki o gün yine sahanın ortasına gelir ve tıpkı 2002 Şampiyonlar Ligi finalinde kupayı aldıktan sonra yaptığı gibi nefis bir matador dansı ile tüm Madridlileri coşturur. O zamana kadar hoş çakal Madrid’in meleği Raul...

12 Mart 2012 Pazartesi

Balık Baştan Kokar, Kulüp Başkandan Batar

Bu sezon Türk futbolunda ders çıkartılacak iki örnek var: Galatasaray ve Beşiktaş.
Geçen yılı ibra-yönetim, teknik direktör, saha içi performansı sıkıntısı ile geçiren Galatasaray, çözümü değişikliğe tepeden başlayarak buldu. Önce başkan ve yönetim değişti, sonra teknik direktör ve oyuncular. Dolayısıyla bugün sahada izlediğimiz iyi futbolun ve mücadelenin sebebi de önce yeni yönetim, sonra Fatih Hoca ve sonra futbolculardır.

Konu Beşiktaş’a gelince maalesef ortam pek de iç açıcı değil. Büyük ümitle gelen Portekizlilerin yarattığı hayal kırıklığı, kabaran borç ve “iyi yönettiği” gemisini daha büyük bir gemi için terkeden kaptan, Başkan.

Beşiktaş’ın eski başkan ve yönetimini eleştirmeyi, müstakbel yeni başkana bırakalım. Çünkü kongrenin hemen ertesi günü, Beşiktaş’ın 45 trilyon liralık ödemesi gereken bir borcu var. Sadece o kadar değil. Aralık ayı sonuna kadar ise 130 milyon euro ödemekle sorumlu yeni gelecek olan başkan. Neden mi? Ben de bilmiyorum, herhalde Federasyon Başkanı’na sormak lazım. Anlayacağınız kulübün kötü gidişatında, kötü yönetim ile elde var 1…

Hiç hesapta olmayan 3 Temmuz bombasından sonra bir anda teknik direktörsüz kalan Beşiktaş, çareyi yine Portekiz’de aradı. Yönetim burada da bir ilke imza attı. Neden mi? Benim bildiğim teknik direktör oyuncuyu getirir, oyuncu teknik direktörü değil. Yoksa o hocadan nasıl takıma söz geçirmesini, liderlik etmesini beklersin. Konu teknik direktörden açılmışken, ligin üst sıralarındaki birçok takımın her hafta çıkartacağı ilk 11 aşağı yukarı belli iken, Beşiktaş’ın nasıl bir 11 ile sahaya çıkacağını maç saatine kadar kimsenin tahmin edememesi için ne dersiniz? Futbolcuların istikrarsız performansı mı, Carvalhal’in “anlaşılmaz” taktik anlayışı mı? Kısaca elde var 2…

Beşiktaş hep yıldız oyuncu getirme konusunda başarılı kulüplerden biri oldu. Gel gör ki, getirdiği yıldız oyuncuları iyi oynatabilme konusunda aynı başarıyı gösteremedi. Önce Guti, şimdi Quaresma. Sen eğer yıldız oyuncuna “sen büyüksün ama bu kulüp senden büyük” mesajını veremiyorsan, o oyuncu soyunma odasında hocasıyla da tartışır, idmanlarda beresinin altına kulaklık takıp müzik de dinler. Yani neymiş elde var 3…

Aslında Beşiktaş’ın bugün yaşadığı sıkıntıların sebebi çok net. Kulübün yönetiminde ya da teknik heyetinde lider vasıflı kimse yok. Bu öyle bir kişinin çıkıp taşın altına elini koymasıyla kalkacak bir enkaz da değil. Tıpkı bir zamanlar sayın Süleyman Seba’nın yaptığı gibi, iyi bir yönetim kadrosu kurulmalı. Acilen teknik direktör sorunu çözülmeli, tıpkı Fatih Terim ya da Aykut Kocaman gibi gelen hoca sadece teknik direktör değil, aynı zamanda sportif direktör gibi de rol oynamalı. Sonrasında gidecek/kalacak oyunculara mantıklı ve mali tabloyu düşünerek karar vermeli.

Beşiktaş bu kötü günleri kısa sürede atlatır atlatmasına da, benim asıl korkum Türkiye Futbol Federasyonu ve alt kurulları kendilerini bekleyen tehlikeyi atlatabilir mi, işte onu hiç bilmiyorum…

27 Kasım 2011 Pazar

Psikolojim bozuk, üzerime gelmeyin...

Bugün bu yazıyı size, geçmişte 6 yılını bir ilaç firmasında psikiyatri grubu ilaçlarından sorumlu ürün müdürü olarak geçirmiş biri olarak yazıyorum. Depresyondan, şizofreniye kadar birçok ilaç çalıştım. Sadece Türkiye’de değil, dünyada isim yapmış çok önemli psikiyatristler ile tanışma, tartışma fırsatım oldu. Özetle şunu söyleyeyim, dünyanın hiçbir yerinde bu kadar çok “psikolojim bozuk” bahanesi ile top oynayan futbolcunun olduğunu ne duydum, ne de gördüm...


Volkan Demirel, daha sezona başlarken, başkan Aziz Yıldırım’ın tutukluluk sürecinin psikolojisini olumsuz etkilediğini söyledi. Buna tepki olarak sakallarını kesmeme kararı aldı.

Guti kadroya alınmadığı için psikolojisinin bozulduğunu öne sürdü. Psikolojisi bozuldukça tedaviyi gece hayatında ve nargilede aradı. Ancak bu tedavi sonuç vermeyince, tek çare Beşiktaş’tan ayrılmak oldu.

Manisaspor’un yıldız oyuncusu Yiğit Gökoğlan sezon başladığından beri düşen performansını psikolojisinin bozuk olmasına bağladı. Lig başlamadan önce Galatasaray’ın kendisine transfer teklifi getirdiğini, ancak para konusunda anlaşamayınca bu transferin gerçekleşemediğini ve ister istemez bu durumun psikolojisini olumsuz etkilediğini söyledi.

Her maç agresif tavırları ile tepki çeken Emre Belözoğlu, medyayı, kendisine psikolojik operasyon yapmakla suçladı.

Aykut Kocaman, Gençlerbirliği beraberliğinden sonra yaptığı açıklamada “şike iddianamesi ve belirsizlik yüzünden futbolcularımın psikolojisi bozuk” dedi.

Hakemlerin psikolojisine ise hiç değinmek istemiyorum. Malum sezon başladığından beri performansları ortada...


Son olarak pek dile getirmeselerde psikolojisi bozuk olan bir futbol takımı daha var:

Belediye Vanspor. Geçtiğimiz ay Van'da yaşanan deprem felaketinden sonra tesisleri hasar gören, stadına çadır kent kurulan ve öz kaynaklarını kaybeden Spor Toto 3. Lig 1. Grup takımı. 3. Lig deyip geçmeyin, Belediye Vanspor Türkiye'nin UEFA lisansı almış ilk 20 kulübü arasında yer alıyor ve hiç borcu yok. Tesisleri yıkıldığı ve stada çadır kent kurulduğu için, şu an TFF’nin izni ile geçici olarak Antalya’ya yerleşti. Başta kaleci Yunus Emre Karaman olmak üzere futbolculardan bazıları ailesini, sevdiklerini kaybetti. Kulübün şu an maddi hiçbir kaynağı da kalmadığı için lige devam edip etmeyeceğine henüz karar verilmedi. Ancak futbolcular “psikolojimiz bozuk” demeden her an lige devam edeceklermiş gibi idmanlara çıkıyorlar.

Düşündüm de aklıma geldi, acaba Volkan, Emre, Yiğit, Aykut Hoca bir süre Belediye Vanspor idmanlarına çıksalar, psikolojileri düzelir mi ne dersiniz?