fatih terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fatih terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2016 Salı

Zirveye Tırmanış : Volkan Babacan

Bazı insanları tanıdıkça anlarsınız. Anladıkça seversiniz, sevdikçe ondan bir şey öğrenirsiniz. Çevresindeki her şeyden biraz cebine koyarak, doğru bildiği yolda yürümeye çalışan bir genç adam. Sessiz görüntüsünün altında aslında anlatacak çok sözü var. Tanıdığınıza memnun olacaksınız.




Boyu uzun olan sporcuların basketbolu tercih etmelerini beklemek gibi bir klişe vardır. Sen de bu boyla neden futbolu tercih ettin?
Aslında doğru söylüyorsun, ben de başta futbolla pek alakalı değildim. Okulda önce basketbol oynamaya başladım, çok da seviyordum. Bak sana şöyle söyleyeyim, mahallede maç yapan çocukların topu önüme geldiğinde, basket ayakkabılarım eskimesin diye ayağımla vurmaz, elimle alıp çocuklara geri atardım. Çocuk aklı o zaman basketbol bana salonda oynanan, üstünün başının kirlenmediği temiz bir oyun gibi geliyordu. Halbuki futbolda tozun toprağın içindesin. O derece ilgisizdim. Okulda sadece spor amaçlı basketbol oynuyordum, profesyonel sporcu olmak gibi bir niyet ne ben de ne de ailem de yoktu. Babam askerdi. Ben de askeri lise sınavlarına girip, hava harp akademisini kazanmayı hedefliyordum. Bu arada babam hayatı da öğreneyim diye beni bir akrabamızın yanına kuyumcu dükkanına çırak olarak yolladı. Yazları çalışıyordum ama para almıyordum, babam ay sonu harçlığımı veriyordu.

Peki futbola nasıl ısındın?
Bir gün müdür yardımcısı beni yanına çağırdı. O zaman 13 yaşımdayım, okulda da en uzun boylu benim. Okul futbol takımı seçiliyormuş, beni de kaleci olarak düşünmüşler. Tamam hocam dedim ama hiç istemiyordum. Ertesi gün okula gitmedim. Sonraki gün gidince sıkı bir fırça yedim. Baktım hala beni antrenmana çağırıyorlar, açık açık söyledim, “Hocam ben istemiyorum,” diye. Hocam, Ahmet Karsavurdan “Bu senin isteğinle olacak bir şey değil, bu bir okul takımı, sen de bu okulun bir öğrencisisin, dolayısıyla bu takıma katkı yapman gerekir.” Ben hala gönülsüzüm ama. Sonra beni tekrar yanına çağırdı. Bana bir çift eldiven ve krampon almış. Bir çocuğu tam can evinden vuracak hareket. Belki çok ufak bir şey ama birinin beni düşünmüş olması beni çok etkilemişti. Hala o hissi çok net hatırlarım. Öyle başladım.

Sonra basketbolu ne zaman bıraktın?
Bir süre ikisine de birlikte devam ettim. Futbol takımı olarak Antalya şampiyonu olduk. Penaltılar kurtardım. Okulda bir anda popülaritem arttı. Hocalar çok destek oluyor. Kazandığımız maçlardan sonra bizi yemeğe götürüyorlar. Bir çocuk için bunlar o yaşlarda çok cazip geliyor. Bir sene sonra basketbolu bıraktım. 

Futbolu profesyonel oynamaya da o Antalya şampiyonluğundan sonra mı karar verdin?
Evet, takımdan arkadaşlar Fenerbahçe’nin seçmelerine gidecekti. Ben de gitmek istedim ama seçilme fikri hiç kafamda yoktu. Arkadaşlarımla İstanbul’a gideceğim, dolaşacağım, ne güzel diye düşünüyordum. Seçmelerde Yavuz Şimşek ile tanıştım. 2-3 dakika bana top attı, sonra “tamam, duşunu al odama gel,” dedi. Gittim yanına, “Sen hiç bir şey bilmiyorsun,” dedi. Ben de o ana kadar kendimi Antalya’da iyi kaleci olarak görüyordum. Şampiyon olmuşuz falan, bir havalıyım. Pat diye öyle deyince bir an bozuldum. Sonra “Kalecilik tekniği olarak hiç bir şey bilmiyorsun ama fiziğin yeterli. Eğer akıllı olursan ve sana göstereceklerimi hayata geçirebilirsen iyi bir kaleci olabilirsin.” dedi. Ben o mutlulukla Antalya’ya ailemden izin almaya gittim.



DEREAĞZI’NDAKİ İKİNCİ GÜNÜMDE AİLEME “GELİN BENİ ALIN” DEDİM

Tahminimce o izin pek kolay çıkmaz...
Ne diyorsun, duyunca herkesin yüzü bir düştü, kimse istemiyor. Eyvah dedim. İki günüm var İstanbul’a geri dönmek için. Beni aldı bir panik. Bizim ailede bir alışkanlık vardır. Önemli bir karar alınıyorsa, akşam yemeğinde babam herkese tek tek fikrini sorar ve hep beraber karar verilir. O akşam da benim için oylama yapıldı. Kimse gitsin demedi. O yaşta benim başka bir şehirde yaşama fikrim bile dayanabilecekleri bir şey değildi. Benim bütün hayallerim yemek masasında söndü. Sonra akşam babam beni yanına çağırdı, gidebilirsin dedi. İnan ben “nasıl, neden” falan hiç bir şey sormadım. Karar değişir diye korkumdan. Sonra aradan yıllar geçince babam “Eğer biz sana o gün engel olsaydık sen ileride bize sitem edip, ben de bir Rüştü olacaktım dersen, ben o gün yerdim.” dedi.

Ailenden uzakta ilk gecen nasıl geçti?
Pek kolay günler değildi. Tesislerde, Dereağzı’nda kalıyordum. İlk gece hiç uyuyamadım. Ertesi gün ailemi aradım. O zaman cep telefonum da yok. Yakında bir büfe vardı, oradan arıyordum. Ağlayacağım ama onlara belli etmeyeyim diye ağlayamıyorum. Konuşmanın yarısında ben dayanamadım, “Gelin beni alın ben yapamayacağım.” dedim. Sonra Yavuz Hoca’ya gittim, dönmek istediğimi söyledim. Hoca bana ne kadar şanslı olduğumdan, milyonlarca gencin orada olmak istediğinden bahsetti, hafiften de bir fırça attı. Ben tekrar ailemi arayıp dönmüyorum dedim. Yavuz Hoca’nın benim üzerimde emeği çoktur. Bugün evimde bir rahatım, altımda bir arabam varsa, bu hayatı yaşayabiliyorsam bu Yavuz Şimşek’in sayesindedir. Bunu da her söylediğimde tüylerim diken diken oluyor.

Fenerbahçe Türk futboluna ve Milli Takım’a önemli kaleciler kazandırdı. Bu konuda rakiplerinden bir adım öndeler. Neyi farklı yapıyorlar?
Engin İpekoğlu, Rüştü Reçber, Volkan Demirel peş peşe gelen Türk futbolu için önemli isimler. Bizim zamanımızda her sabah sadece bize özel kaleci antrenmanı yapıyorduk. O dönemde o yaş grubunda bunu yapan tek kulüp olabiliriz. Akşamları da takımın antrenmanına katılıyorduk. Bir de Fenerbahçe tercihini genelde yerli kalecilerden yana kullandı. Engin abi sakatlanınca, yabancı kaleci transfer etmektense Rüştü abiye şans verildi. Ve hep böyle devam etti.

Futbol aslında bir takım oyunu olmasına rağmen, kaleci olarak takımdan uzak ve bireyselsin. Çoğu zaman idmanlarınız bile ayrı. Kendini maç sırasında yalnız hissediyor musun?
Kaleci kötü gol yediği zaman kendini çok yalnız hisseder diye bir görüş vardır. Hatta kameralar o golden sonra direkt onun yüzüne fokus yaparlar. Bence öyle değil. Onlar beni koruyorlar, ben de onları koruyorum. O yalnızlık psikolojisini ben pek doğru bulmuyorum.


KÜÇÜK FARKLAR BÜYÜK SONUÇLAR DOĞURUR

Uzun süre baskı kurarak oynadığınız, topla buluşamadığın zamanlarda konsantrasyonunu nasıl sağlıyorsun?
Zaten kalecideki en büyük problem konsantrasyon. Kaleciler arasında çok büyük farklar olduğunu düşünmüyorum. Belli bir limitten sonra çok ufak farklar çok büyük detayları ortaya çıkarıyor. Mesela %95 konsantrasyonu, %96 yapabilmek seni rakiplerinden bir adım öteye taşıyabiliyor. Ben çok uzun süre topla buluşamadığım zamanlarda hep “şimdi çok zor bir top gelecek ve ben onu inanılmaz bir şekilde kurtaracağım.” hayalini kurarım.

Konsantrasyonunu geliştirmek için yaptığın özel bir çalışma var mı?
Milli takımda Alper Boğuşlu hocamızın bana söylediği ve kendime felsefe edindiğim bir şey var. İki sene önce Manisaspor’da oynuyordum, hedeflerim tabii ki burasıydı. Orada oynadığım zamanlar bir şekilde idare ediyordum ama artık yukardayım, zirveye yakın. Zirvede oksijen de daha az, daha soğuk üzerinde daha kalın bir şeyler giymen lazım, cebine ekstra yemek koyman lazım. Yani zirveye çıkmak ve kalmak istiyorsan donanımını artırman lazım. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Her şeyi cebime koymaya, biriktirmeye çalışıyorum. Her hafta düzenli gittiğim, hedeflerim hakkında ve nasıl ilerlemem gerektiği hakkında konuştuğum bir profesyonel var. Sadece saha içi diye de düşünme. İnsan ilişkilerinden sosyal yaşama kadar her konuda fikir aldığım biri. Çünkü sosyal hayatında yaşadığın sorunlar gün gelir profesyonel hayatını da etkiler. Hangi ortamda nasıl olmalıyım, hangi yönlerimi ön plana çıkarabilirim, mesela üç dakika konuşacaksam, o sürede herkese nasıl hitap edebilir, etkin mesaj verebilirim gibi konularda çalışıyorum.

Kalecilerin önsezisi kuvvetli olmalı derler. Bu doğuştan mı olur yoksa sonradan geliştirilebilir mi?
Ben kendi adıma önsezilerime dayanarak sahada bir şey yapmam. Çünkü her şeyin bir tekniği var. Ben karşımdaki oyuncuya bir tepki vermek için varım sahada. Oyuncuların vuruş anları, ayağını bastığı yerler, açıları bunlara odaklanırım, içimdeki ses o an başka bir şey dese bile. Çünkü o sesin beni yanıltma ihtimali her zaman var. Özellikle penaltı kurtarışlarında bu sezgi kelimesi çok kullanılır. Ama bence orada da yanlış ifade ediyoruz. O kurtarışta illa penaltı atan oyuncunun ya bir bakışını, ya destek ayağını yakalamak gibi saniyelik bir farkındalık demek daha doğru.

Sen idmanlarda penaltı atma çalışmaları yapıyor musun?
Çok güzel penaltı atan kaleciler var ama benim işim tutmak diye düşünüyorum, özel bir çalışma yapmıyorum.

Fenerbahçe’den Kayseri’ye kiralanma hikayende bir Türkiye Kupası finali var. Senin de kendi performansını pek beğenmediğin ve çok da eleştirildiğin. O süreçte neler hissettin?
Fenerbahçe’de oynadığım süre boyunca Beşiktaş’la kupa finalinde oynadığım gibi kötü bir maç oynadığımı hatırlamıyorum. O güne özel bir etken de yoktu. Bir anlık konsantrasyon kaybıydı belki bilmiyorum. Bundan sonra hiç kötü maç çıkartmayacak mıyım, elbette yine kötü maçlarım da olacaktır. O dönem Fenerbahçe Türkiye Kupası’nı kazanamayalı çok uzun yıllar olmuştu, o yüzden çok kıymetliydi. Aragones takımın başındaydı ve tüm grup maçlarında ben oynamıştım. Yani tam çıkarken çok sert bir düşüş yaptım. Böylesini ben de beklemiyordum.

Kayseri’de de pek forma şansı bulamadın...
Fenerbahçe maçında yediğim golden sonra çok acımasızca eleştirildim. Süleyman Hurma o zaman kulüpteydi, bana “Taraftarın çok baskısı var o yüzden seni oynatamayacağız.” dedi. Odadan çıktım televizyonda kadro dışı kaldığım haberini gördüm. Yani bana tebliğ etmeden önce basının zaten haberi varmış. Beni tanıyan herkes bilir, ben öfkesini, heyecanını, sevincini belli edebilen biri hiç olamadım. Hep içimde yaşarım. Kadro dışı kalmak insana çok gurur kırıcı geliyor. Ben de o noktada bir adım daha geri gelip, Manisaspor’a transfer oldum. Orada da takım ligden düştü.

O süreçte hiç bırakmayı düşündün mü?
Hiç düşünmedim. Her şeyin benim elimde olduğunu biliyordum. İki yıldır düzenli oynamıyordum. Hiç bir kulüp bu kadar uzun süre forma giymeyen bir kaleciyi transfer etmek istemez. Ben de Manisaspor’da ve PTT 1. Lig’de kalmaya karar verdim. O sene iyi geçti, play-off finali oynadık. Manisaspor kulübü çok saf, çok amatör duygularla, aile ortamı sunan bir kulüptür. Maddi anlamda bir şeylerin peşinde koşmayan, sevgiye saygıya çok kıymet veren insanlar çalışıyor orada. Sonra bir yıl daha geçirdim orada ve Başakşehir’e geldim.


EN İYİ KURTARIŞIMI DAHA YAPMADIM

Başakşehir’e gelmende Abdullah Avcı faktörü ne kadar?
Tamamen onun etkisiyle geldim. Hocanın yeri bende çok ayrıdır. Bu kulübe gelebilmek için can attım diyebilirim.

Sence hayatının kırılma noktası neresi?
Burası, Başakşehir.

Başakşehir bir proje takımı gibi. Geçen sezon ligi üç büyüklerin ardından dördüncü sırada bitirdi, bu sene de muhtemelen aynı istikrarını koruyacak. Senin ağzından burası nasıl?
Biz burayı evimiz gibi görüyoruz. Hem o sıcaklık hem de disiplin var. Bu yüzden kurallara uymak hiç gözümüzde büyümüyor. Mesela diğer kulüplerde arkadaşlar saat 10’daki idmana 9:30’da gelip, idman bitince duşunu alıp gidiyor. Biz iki saat öncesinde burada oluyoruz, kahvaltımızı burada yapıyoruz, ardından günlük toplantımız ve sonrasında idmana çıkıyoruz. İdmandan sonra da öyle hemen kaçmak yok. Öğle yemeğini yiyip, dinleniyoruz, birlikte vakit geçiriyoruz. Sonra eve gidiyoruz.

Abdullah hoca ile çalışmanın en iyi yanı ne?
Hoca samimiyeti ve mesafeyi çok iyi ayarlayabilen biri. Eğer onu iyi tanımaya çalışırsanız, size katacağı özellikle manevi değerler çok fazladır.

En iyi kurtarışın hangisiydi?
Daha yapmadım.

Yediğin ve unutamadığın gol hangisi?
Bilica Sivasspor’da oynuyordu. Ben de Fenerbahçe’de oynarken ondan bir frikik golü yemiştim. Bayağı güzel bir goldü.

Maçlardan önce bir uğurun var mı?
Sevdiklerimi aramadan çıkmam.

En büyük korkun ne?
Hep korktuğun şey başına gelir derler ya. İşte o laftan çok korkarım. Bir çocuğum olmasını çok isterim. Olmamasından hep çok korkarım.

Sence en kuvvetli olduğun ve geliştirmen gereken yönlerin neler?
Konsantrasyonumu daha da geliştirmem gerekir. Güçlü olduğum taraf ise, çok fazla her şeyi kafama takmama huyum. Fazla dert edinmem, hep önüme bakarım.

Refleks geliştirmek için yaptığın özel antrenmanlar var mı?
Refleks çok gelişen bir şey değil. Çünkü refleks bizim elimizde olmayan nedenlerle gösterdiğimiz tepkiler. Mesela ben yüzüne doğru bir şey atsam gözünü hemen kapatırsın. İşte o bir refleks. Kaleci müthiş bir refleksle top kurtardı denir. O yanlış bir tabir aslında. Onun yerine reaksiyon sürati demek daha doğru. Bu sürati geliştirmek algı antrenmanı yaparız. Çünkü algı reaksiyonu çok süratlendirir.

Salon egzersizi olarak neler yapıyorsun?
Fazla kilo ile çalışmaktansa kendi vücut ağırlığımı kullanarak çalıştığım egzersizler yapıyorum. Hem kuvvet kem de kuvvete dayalı çabukluk çalışması gibi düşünebilirsin. Yani düşük ağırlıkla 3x20 çalışıyorum.


BİR ARKADAŞIMA BENİMLE SANAT GALERİSİNE GEL DESEM GELİR Mİ?

Yakın vadede hedefin ne?
Avrupa’da oynamak. İngilizce öğrenmeye başladım. Hep hayal ediyorum, Avrupa’da bir kulüpte oynuyorum, basın toplantısına çıkmışım, yanımda tercüman olmadan konuşuyorum.

Diyelim jübile maçına çıkıyorsun, elinde mikrofon saha içinde tribünlere bir konuşma yapıyorsun. Ne dersin?
Dur yahu nereye gittin hemen. Daha on sene oynarım ve bir o kadar sürede düşünürüm o konuşmayı ben. Jübile falan hiç hayal etmedim ama herhalde bir teşekkür konuşması olur. Ve kısa olur sanırım, beceremem uzun konuşmayı. Bir de soyunma odasına girince kesin ağlarım. Umarım ben bıraktıktan sonra da uzun yıllar konuşulurum.

Kendine bir nasihat verecek olsan...
Duygularımı biraz daha gösterebilmeyi isterdim. Mesafeli gibi duruyorum ama insanlar beni tanıdıkça aslında sıcakkanlı olduğu anlıyor. Çok fazla arkadaşım yok. Aynı frekansı yakalayabileceğim insan çok az çevremde. Mesela resim ve sanata ilgim var. Ufak çapta bir koleksiyonum da var. Galeri gezerim. Şimdi bir arkadaşıma söylesem gelmez benimle. Ben Devrim Erbil’in atölyesine gider sohbet ederim bazen. Söylesem ben ne yapayım derler bana.

Şu ara ne okuyorsun?
pH mucizesi diye bir şey okuyorum. Hatta bu içtiğimiz sulara da bayağı takığım. Sporcu beslenmesine uzak bir konu aslında. Proteinlerin çok asidik olduğunu söylüyor. Yani temeli vücudumuzun alkalik olması üzerine kurulu.

Mucizelerle geçen İzlanda maçını anlatsana...
İnan o maçla alakalı hiç bir şey hatırlayamıyorum ben. Tek hafızamda kalan gol anı, Selçuk’un önden herkesin onun arkasından koşması.

Fatih Terim ile beraber çalışmak nasıl?
Hollanda maçı öncesi, ben çok stresliyim. Kaybetsek belki Avrupa Şampiyonası hayalleri bitecek. Soyunma odasındayız, hoca bir şeyler anlatıyor. Zaten biliyorsun hocanın maçtan önceki konuşmaları bir efsanedir, adeta gözümüzden ateş çıkartır. Konuşması bitti ama bana hiç bir şey söylemedi. Sonra tam çıkarken “Kaleci, sana bir şey söylemeye gerek yok sen yaparsın yapacağını,” dedi. Onun sadece bu tek cümlesi ve bunu söyleyiş tarzı bana öyle bir güven verdi ki, bütün heyecanımı aldı götürdü. Fatih Hoca işte bu yüzden farklı biri.

Hepimizin içinde milli duygular baskın. Sen kendi içindeki milli duyguyu nasıl anlatırsın?
Bu ülke için yapılan bir görev. Biz belki sadece spor anlamında bir misyon yükleniyoruz. Bu görev bana verildiği sürece en iyisini yapmaya çalışacağım. Çünkü benim bu vatana, bu yeşile, maviye, bu huzura, rahata en büyük borcum. Bugün bu bayrağı ben taşıyorum yarın başka bir arkadaşıma devredeceğim. Ama milli forma ve vatan sevgimizi hepimiz de aynı devam edecek.

Seni ne ağlatır?
Mutluluk.




Okuyucularımız halı sahada maç yaparken nelere dikkat etsinler

·      Frikik karşılarken,
Barajı iyi kurdurun, kapattığınız köşeyi sakın bırakmayın, yine de vuran kişi çok iyi vurduysa, o golü yemekten de gocunmayın.

·      Penaltı karşılarken,
Rakibinizin destek ayağının burnunun nereye baktığına dikkat edin.

·      Birebir karşı karşıya kaldığında,
Kendinizi ne kadar çok büyütebilirseniz büyütün. Kollarınızı, bacaklarınızı açın, kalede devleşin.



21 Mart 2016 Pazartesi

Hayallerinin peşinde: ATINÇ NUKAN

Genç yaşına rağmen siyah beyazlı ekipte altı farklı hoca ile çalışıp her birinden izler taşıyan, konuştukça sergilediği olgun tavır ve dolu dolu kültürüyle insanı şaşırtan farklı bir adam, Atınç Nukan. Konfüçyus der ki;  “Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen insandır.” Atınç da kısa sürede söylediği bir çok hedefini gerçekleştirdi, bakın şimdi sırada neler var...



Futbolcu olmaya nasıl karar verdin?
Aslında öyle bir karar vermedim. Annem anlatıyor ben tam hatırlayamıyorum. Sabah uyanır uyanmaz topu elime alıp, her yere yanımda taşıyormuşum. Yaşım biraz daha büyüyünce hatırlıyorum, akşama kadar sokakta top oynuyordum. Futbola aşıktım anlayacağın o yüzden böyle karar vererek olmadı. Ama bir kulüpte lisanslı oynamaya başladığım zaman 8 yaşımdaydım. Babam beni Küçükçekmecespor’a götürmüştü.

Ailede başka sporcu var mı?
13 yaşında bir kardeşim var. O da benim gibi uzun boylu, okulda basketbol oynuyor. Babam da eski futbolcu. 2. Liglerde profesyonel oynamış, onun dışında henüz yok.

Sana kimse “Oğlum boyun uzun, sen basketçi ol” demedi mi?
Demedi çünkü Allah vergisi derler ya hani, işte öyle bir eğilimim vardı futbola. O yüzden herkes daha ben çocukken benim futbolcu olacağımı tahmin ediyormuş.

Atınç’ın anlamı ne?
Atik, atılgan demek. Babamın aynı isimde bir arkadaşı varmış. Annemle tanıştıkları zaman annem ismini çok beğenmiş, öyle karar vermişler.

Beşiktaş’la A takıma Mustafa Denizli döneminde çıktın. O zamana kadar ki en büyük hayalin bu muydu?
Tabi. Hatta ondan bir kaç ay önce biz Mecidiyeköy’den Fulya’ya antrenmanlara gitmek için yürüyorduk. Giderken o yokuşta hep düşünüyordum, “Acaba ben de bir gün Beşiktaş’ta oynayacak mıyım?” diye. Çünkü bir sene öncesine kadar top topluyorduk. Sonra Fenerbahçe ile oynadığımız bir A2 maçı sonrasında Mustafa Hoca beni çağırdı. Profesyonel sözleşme imzaladık, hemen peşinden de kadroya girdim. Benim kariyerimde Mustafa Hoca’nın yeri çok önemlidir.

Mustafa Hoca seni şimdi arasa ve “Atınç sana ihtiyacım var Galatasaray’a gel” dese...
Bilmiyorum, bir şey söylemem ama şu an hedeflerim içinde yakın zamanda Türkiye’ye dönmek yok.

Beşiktaş’ta çıktığın o ilk maç öncesi Mustafa Hoca sana özeli bir şey söyledi mi?
“A2’de nasıl oynuyorsan burada da öyle oyna, kimse sana karışmayacak, çık istediğin futbolu oyna, ben sana güveniyorum.” dedi. O maçtan önce de ilk A takımla antrenmanlara çıkmaya başladığımda, beni odasına çağırıp özel bir görüşme yaptı. Benden neler beklediğini anlattı. Bir gün büyük bir futbolcu olsam da her zaman alçakgönüllü olmayı, büyüdükçe küçülmenin önemini anlattı. Bu da bence Türk futbolunda önemli bir problem. Çünkü genç yaşta parlayan futbolcular gerek çevrenin gerek medyanın etkisiyle bir anda göklere çıkarılıp, bir anda yerlere vurulabiliyor. Bunu o yaşta bir gencin içinde iyi idare edip dengeleyebilmesi çok önemli.

Sana bu anlamda düzenli destek olan profesyonel birileri oldu mu?
Hayır, sadece ailem. Beni bu konuda çok iyi eğittiler. Geçen sene oynamaya başladığım dönemlerde Biliç bana “Röportaj yapmanı istemiyorum,” demişti. Türk medyasını tanımıştı ve bir anda havaya kapılmamamı isteyip böyle bir yasak koymuştu.

İnönü’ye ilk çıktığın maç. O tünelden sahaya çıkmak için yürürken neler hissettin?
Kadroya ilk girdiğim maç Sivasspor maçı. Maç başladı, ben daha yedek kulübesinde otururken ayaklarım titriyordu. Bunu mecazi anlamda söylemiyorum gerçekten titriyordu. O maç oynamadım. Bir daha ki Manisaspor maçında, Rıdvan Şimşek’in maalesef ayağı kırıldı. Onun için üzücü bu an, benim oyuna girmeme vesile oldu. 42. dakikada oyuna girmiştim ve devre bitene kadar içimden dua okumuştum. 16 yaşımdaydım. Devre arasında hem hoca hem de abilerim beni çok rahatlattılar, maçı da kazanmıştık. Hayatımın en mutlu anıdır benim için.

Beşiktaş taraftarının maç sırasında futbolcular üzerinde ciddi bir baskısı oluyor mu?
Bütün taraftarların var. Beşiktaş taraftarı biraz daha coşkulu. Ben hiç bir zaman olumsuz anlamda bir baskı hissetmedim. Bana hep destek oldular ve onlardan hep kuvvet aldım. Atmosfer futbolun en önemli etmeni. Dolu tribünlere oynanan maç futbolun kalitesini artırıyor ve futbolcuyu ekstra motive ediyor. Ben rakip sahada da tribünlerin dolu olmasını ve bizim üzerimizde kurmak istedikleri negatif baskıyı da seviyorum. O da futbolun bir parçası ve sizi oyunun içinde daha zinde tutuyor.

Sen takım çalışmaları dışında da izin ya da tatil günlerinde de çalışan bireysel antrenman yapan bir futbolcusun. Bunun faydasını anlatsana?
Özellikle kadro dışı kaldığımda, maç eksiğimi kapatmak için ekstra çalışmak zorundaydım. Bir futbolcu için düzenli maç oynamak çok önemli. Ama bunu sadece kadro dışı diye de sınırlandırmamak lazım. Bireysel çalışma bir futbolcu için olmazsa olmaz. Sadece yeteneğinize güvenip, başarılı olamazsınız. Bugün dünyanın en iyi futbolcusu Cristiano Ronaldo, sürekli ekstra antrenmanlar yapıyor. Çünkü takım antrenmanıyla günü geçirirsin ama ekstra yaptığın her idman seni daha ileri taşır. Biri benden daha çok tesiste kaldığında ben kendimi iyi hissetmiyorum, daha çok çalışmam lazım diye düşünüyorum.




SAMET AYBABA DÖNEMİNDE TESİSLERE ALINMADIM

Beşiktaş’ta Mustafa Denizli döneminden sonra forma şansı pek bulamadın. Neler oldu o dönem?
Mustafa Hoca’dan sonra Bernd Schuster ve ardından Tayfur Hoca geldi. İkisiyle de iyi bir ilişkimiz vardı. Sonra Samet Aybaba geldi. Onunla uyuşamadık. Bugün hala sebebini bilmediğim bir nedenden ötürü kadro dışı bıraktı. 17-18 yaşında, Beşiktaş’ın alt yapısından gelmiş bir gencin, hiç bir saygısızlık yapmamış olmasına rağmen kadro dışı bırakılması çok üzücü. Hak etmediğim davranışlara maruz kaldım. Tesislere alınmadım. O dönem benimle birlikte bir kaç futbolcu daha kadro dışı bırakılmıştı. Bize ayrı bir antrenman programı verdiler ama o antrenmanı tesislerde ayrı bir sahada dahi yapmamıza müsaade etmediler. Bir süre sonra bu kararı bozup geri aldılar. Benim için zor bir dönemdi. Ama çalışmaya hep devam ettim ve sadece birinin benim futbol hayatımı bitirmesine izin vermedim. İyi ki de böyle yapmışım.

Ben seni tanıdıkça şunu fark ediyorum, mental olarak da oldukça güçlüsün. Nedir bunun sırrı?
Benim en büyük destekçim ailem ve onlardan aldığım eğitim. Kendime olan güvenim de yüksek. İstediğin kadar kuvvetli ol, mental olarak kuvvetli olmazsan başarılı olamıyorsun. Ben de bunun farkındayım. Belki biraz karakterimin de etkisi var, soğukkanlıyım genelde. Baskıyı bir şekilde kaldırabiliyorum, panik yapmıyorum. Eğer bunları yapamıyor olsaydım da kesinlikle profesyonel anlamda bir destek alırdım çünkü bir sporcu için bu çok önemli bir konu.

Sporting Lizbon’a neden hayır dedin?
Kadro dışı kaldığım o dönemde Beşiktaş’ta kendimi ispatlayamamıştım. Çok az sayıda maça çıkmıştım. 11 yaşında geldiğim kulüpten oynamadan ayrılmak istemedim. Beşiktaş’ta oynayıp kendimi kabul ettirdikten sonra yurtdışına gitmeyi tercih ettim. Sonrasında da Redbull Leipzig’den bir teklif geldi. Hem kulübün menfaatleri için hem de benim için oldukça iyi bir teklifti, kabul ettim.

Carvalhal senin için “Çok büyük bir oyuncu olacak,” demişti. Onunla aranız nasıldı?
Onunla da çok güzel bir ilişkimiz vardı. O dönem şanssızlığım kadro çok kalabalıktı. Ama her antrenmandan sonra onunla ikimiz  özel bir çalışma yapardık. Hava toplarına çalışırdık, taktik olarak çok eğitmiştir beni. O zaman henüz 18 yaşındayım, ve topu nerede karşılayacağımdan tut, nerede müdahale edeceğime kadar bir çok konuda çalışırdık.

Beşiktaş taraftarı desem sana...
Onların yeri bende çok ayrı. İnanılmazlar. İlk Beşiktaş altyapısında oynamaya başladığımda bizi İnönü’ye maç izlemeye götürmüşlerdi. Sanırım 10 yaşındaydım ve İnönü’ye ilk gidişimdi. Hayran kalmıştım. Hala Almanya’da bizim maçlara Beşiktaş formalı taraftarlar geliyor, beni destekliyorlar. Anlatılamaz bir duygu. Sağ olsunlar. Ben de onların yeri hep özel.

Almanya’ya gittin. İlk gece yalnız kaldığında ne hissettin?
Heyecanlıydım. Bir karar vermiştim ve bunun arkasında durmak zorundaydım. Yeni takım, yeni arkadaşlar. Nasıl olacak acaba merakı vardı. Ama beni o kadar iyi karşıladılar ki, çok kısa bir adaptasyon süresi yaşadım.

En büyük korkun ne?
Ailemi kaybetmek

Biliç ile de çalıştın. O da senin gibi defans oyuncusuydu. Bu anlamda sana söylediği özel şeyler oldu mu?
Biliç bana çok şey katmıştır. Benimle çok özel ilgilenirdi. Bana daima “Başkana nasıl davranıyorsan malzemeciye de öyle davran,” derdi. Her zaman mütevazi olmamız gerektiğini söyleyen bir hocaydı. Benim için çok özel biridir.

Sence eksik yanların ne?
Taktik olarak daha çok gelişmek zorundayım. Bir defans oyuncusu için en önemli şey duracağı yeri bilmek. Bunun için de özel çalışmalar yapıyorum, her geçen gün daha iyi olacağıma inanıyorum.

En kuvvetli bulduğun yanın ne?
Hava toplarım ve bu fiziğime rağmen topu oyuna sokabilmem.

Boyunun dezavantajını yaşıyor musun?
Şu ana kadar yaşamadım. Ama eğer çalışmazsan fizik dezavantaja dönüşebilir. Ben sürekli çabukluk çalışıyorum. İp atlıyorum ya da ekstra sprint antrenmanları yapıyorum.



DEMBA BA ARAYIP “GİT” DEDİ

Şu an Şenol Güneş ile çalışmadığın için pişman mısın?
Hayır değilim. Şu ana kadar çok önemli hocalarla çalıştım hepsinden bir şeyler öğrendim. Şu an çalıştığım hoca da Almanya’nın önemli isimlerinden biri, Ralf Rangnick. Alman futboluna sistem olarak katkısı ve yetiştirdiği isimler çok fazla. Redbull Leipzig’den teklif aldıktan sonra beni ilk Demba Ba aradı. “Sakın gitmemezlik yapma, bu hoca seni çok daha yerlere taşır, muhteşem bir adam, mutlaka teklifi kabul et,” dedi. Zaten hoca da İstanbul’a geldiğinde bana getirdiği oyuncuların bir listesini verdi. Oyuncuların isimleri, fiyatları ve gidiş fiyatları. Hepsi 10 katına katlamış fiyatlarını. Demba Ba dışında mesela Luiz Gustavo, Per Mertesacker sadece bazıları.

Hayran olduğun bir futbolcu var mı?
Paolo Maldini. Hep üst düzey seviyede oynadı.

Almanya’ya gitmeye karar verirken kimlerden fikir aldın?
Önce menajerim Ahmet Bulut’la konuştum. Sonra ailem ve Beşiktaş’tan takım arkadaşlarım. Mesela Olcay abi, Cenk ve Tolga ile çok konuştuk.

Redbull Leipzig nasıl bir takım?
Geleceği çok parlak olan bir takım. Şu anda da ligdeki durumumuz çok iyi. Hocanın bana ilk gün anlattığı takım hedeflerinin hepsini gerçekleştiriyoruz. Böyle devam edersek de seneye Bundesliga’da, ondan sonra da Avrupa’da mücadeleye devam ederiz diye düşünüyorum.

Sence Bundesliga’da başarılı olabilecek bir takım mı?
Tabi. O imkanlar var. sahip olduğumuz tesisler çoğu Bundesliga takımlarında bile yok. Avrupa’nın en iyi tesislerinden birinde çalışıyoruz. Futbolcu kalitemiz, hocamız her şey çok üst düzeyde.

Gittiğinden beri Almanca öğreniyorsun, bu kimin fikriydi?
İngilizcem zaten iyiydi ama Almanca da öğrenmek istiyordum, şehre ve takıma alışmak için. Hoca da zaten tüm yabancı oyuncuların Almanca öğrenmesi için talimat verdi.

Orada neleri farklı yapıyorlar?
İlk olarak antrenman sistemleri. Mesela ben ilk gittiğimde inanılmaz zorlandım, hiç alışık olmadığım bir tempoydu. Oyun teknik ve taktiği de çok farklı. Ama alışınca her şey çok kolay. Şu anda kendimi hiç olmadığı kadar iyi hissediyorum. Milli takıma seçilmemde eminim bunun da etkisi olmuştur.

Hiç dönmeyi düşündüğün anlar oldu mu?
Hayır ama sakatlandığım dönem zor geçti. Oynayamamak, kenardan izlemek genç bir futbolcu için çok zor.


ALMAN FUTBOLUNUN BAŞARISININ SIRRI...

Almanya ile Türkiye arasında nasıl alt yapı farklılıkları var?
Çok büyük fark var. Ben kendi Fulya’daki altyapı dönemlerimi hatırlıyorum da, konteynerde soyunup giyinirdik. Bir sahada dört takım antrenman yapardık. Bir çocuğun altyapıdan gelip A takıma çıkıp oynaması mucize. Biz de Necip ile şanslıydık. Ama mesela Almanya’da biz alt yapı ile aynı tesisi kullanıyoruz. İmkanları bizimle eşit. Yetenek olarak iki ülke arasında büyük bir fark yok ama sistem ve düzen olarak çok büyük fark var. U15’ten U23’e kadar her takım her maçtan önce hocalarıyla beraber video analiz yapıyorlar. Ben Beşiktaş’ta A takıma çıkana kadar böyle bir şey görmemiştim. Bazen izliyorum idmanlarını 13-14 yaşında çocuklara öğrettikleri teknik-taktiği biz ancak A takımda öğrenmiştik. Alman futbolunun başarısının asıl sırrı bu bence.

Peki futbolcuların zihniyetini nasıl karşılaştırırsın?
Biz daha duygusalız. Bu klişe diyeceksiniz belki ama ben bizzat yaşayıp gördüğüm için farkı daha iyi anlıyorum. Mesela bir galibiyet ya da mağlubiyetten sonra bizler futbolcu, taraftar, medya olarak en yükseğe çıkıp en aşağı inebiliyoruz. Ama Almanya’da insanlar duygularıyla yaşamıyorlar. Seviniyorlar ama coşmuyorlar. Yenildiğimiz bir maçtan sonra ben şehirde bir taraftardan “Yazık oldu,” diye bir şey duydum, şaşırdım. İstanbul’da yenildiğin zaman sokağa bile çıkamıyorsun.

Peki taraftarların ilgisi nasıl?
İnanılmaz ilgililer. Stadlar hep dolu. Ortalama 35 bin kişiye oynuyoruz.

Ahmet Bulut’un hayatındaki yeri ne?
Ahmet Abi ile bir yola çıktık ve ben ona çok güveniyorum. Her şeyimi ona bıraktım, o da sağ olsun bana hep destek oldu.

Bundan sonraki durak neresi?
Öncelikli hedefim Bundesliga’ya çıkmak ve EURO 2016’da milli takımda olabilmek. Bunun dışında Premier Ligi çok beğeniyorum ve maçları çok yakından takip ediyorum. Belki bir gün orada oynarım.

Milli takıma gittiğinde Arda’dan her hangi bir nasihat aldın mı?
Zaten transferim döneminde aramıştı beni. O da gitmem gerektiğini yurt dışında oynamanın çok farklı olduğunu söylemişti. Arda abi şu an hepimiz için rol modeli. Bizimle milli takım kampında hep kendi tecrübelerini paylaştı. Oyun içerisinde nasıl pas atacağımıza kadar bir çok konuda konuştuk. Mesela ben oyunda ona bir pas attım, bana çok kızdı. Niye buraya atıyorsun, önüme at ki sırayı eksiltelim diye. Ondan bu tip nasihatler almak çok önemli çünkü dünyanın en iyi oyuncularıyla oynuyor.

Euro 2016 için bireysel olarak yaptığın ekstra bir şey var mı?
Sürekli çalışıyorum. Orada olabilmek fikri beni daha da motive ediyor. Milli takım çok özel bir şey, o formayı giymek anlatılmaz bir duygu. A takıma çıktığımdan beri verdiğim bütün röportajlarda hep en büyük hedefimin milli takım olduğunu söylemiştim. Daha yolun başındayım, kariyerimin sonuna kadar o formayı giymek istiyorum.

Sana Fatih Terim desem...
Fatih Hoca sağ olsun Almanya’ya kadar geldi, maçımızı izledi, bana güvendi. Onun bu güvenini boşa çıkarmamak en büyük önceliğim. Bir Hoca olarak onunla ilgili biz futbolcuların bir şey demesine gerek yok çünkü yaşadığı ve yaşattığı başarılar zaten ortada. Onunla çalışmak benim gibi genç oyuncular için büyük gurur. Aynı sahada antrenman yapmış olmak bile çok büyük bir zevkti benim için. Ne desem inan az, çok farklı bir insan.







Atınç’tan Beslenme ve Fitness Tüyoları
Antrenmandan önce karbonhidrat, sonrasında ise protein ağırlıklı beslenmeye çalışıyorum. Zaten tesisimizde özel bir aşçı var. Mesela akşam idmanlarından sonra kesinlikle makarna, pilav çıkmıyor. Sadece haşlanmış patates, et ya da balık çıkıyor. Asitli içecekler hiç içmiyorum. Ara sıra BCAA kullanıyorum. Dayanamadığım tek şey ise Türk kahvaltısı, çok seviyorum. Futbol antrenmanlarını bir çeşit kardiyo gibi düşünebiliriz. Eğer sıkı çalışır, doğru beslenirseniz, belki hemen değil, ama sonunda six-pack’e sahip olabilirsiniz.


Atınç’tan savunma taktikleri
·      Orta yapılacağı zaman top kendi kendine gol olmaz, oyuncu atar golü. O yüzden doğru paylaşımla beraber rakip oyuncuyla birebir oynamak zorundasın. Topa sen vurmasan bile  ona vurdurmazsan gol olmaz.
·      Kaleye şut atılmasını engellemek için araya kendini siper etmek zorundasın. Üstüne çıkıp açıyı daraltmaya çalışabilirsin. Eğer şut tam karşıdansa şutun geçebileceği yerleri kapatmaya çalışırsın. Eğer pozisyonun kötüyse o zaman ayağını uzatarak engellemeye çalışırsın.
·      Hava topuna çıkarken rakip santrforla çok yakın temas içindeysen seni bozabilir. Bu yüzden ondan yaklaşık bir kol mesafesi uzakta kalıp hızını alarak yükselmek büyük avantaj sağlar.