teknik direktör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknik direktör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2012 Pazartesi

Teknik Direktör mü Hoca mı? Şarap mı Şampanya mı?


İçkilerin primadonnası* hiç kuşkusuz Şampanya’dır. ‘Kralların şarabı, şarapların kralı’ sloganı da, Rönesans dönemi Avrupasında, krallarının içtiği tek içki olmasından dolayı şampanyayla özdeşleşmiştir.
Şampanyanın serüveni Paris’e 140 km uzaklıkta bulunan Champagne bölgesinde başlar… 1700’lü yıllar savaş dönemiydi. İnsanlar savaşta ölüp, geri dönmeyeceklerini düşünerek, mal varlıklarını kiliseye bağışladı. Böylece bağcılık aynı zamanda şarapçılık da kilisenin eline geçti. Dom Perignon, Champagne bölgesinde bir rahipti. Rahipliğin yanısıra bağışlanan bağlarla da ilgileniyordu. Birgün fıçılarda eskitilen şarapları cam şişelere koymayı denedi. O zamana kadar şarap, fıçılarda saklanıp, eskimeye bırakılır ve böylece şarap ikinci kez fermentasyona uğrardı. Bunun sonucunda oluşan karbondioksit ise uçup giderdi. Dom Perignon şarapları cam şişelere koyup, bir tıpayla kapatınca gazı şişenin içine hapsetmiş oldu. Böylece şarap ve gaz kabarcıklarının evliliğinden büyülü şampanya doğdu.

***

Fatih Terim ve Aykut Kocaman, Türkiye’nin iki büyük takımının teknik direktörleri. Derbi maça sayılı günler kala aralarında anlamsız bir söz düellosu sürüyor. Fatih Terim’in, kendisine Aykut diye hitap etmesine bozulan Aykut Kocaman, şanssız bir ifadeyle “Fenerbahçelilerin bu konuda alınganlık göstermesine gerek yok. Bir bakarlar kişiye, söyleyene, karar verirler. Beni hiç bağlamıyor ve rahatsız etmiyor.” diyerek aslında bizzat kendisinin bu durumdan rahatsızlığını dile getiriyor.

Ama asıl şanssızlık, Aykut Kocaman’ın bu konudan rahatsız olması değil. Asıl Fatih Terim’in;
  • ·   Galatasaray’daki teknik direktörlük kariyerinde 1 UEFA kupası kazanmış, lig tarihinin ise en fazla şampiyonluk kazanan teknik direktörü ünvanını almış olması,
  • ·      Milli takım kariyerinde, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda 3. olup, turnuvanın en iyi teknik direktörü seçilmiş olması,
  • ·        Ve kendisinden 13 yaş büyük olması

Aykut Kocaman’ın söylediği cümleleri çok şanssız, bir o kadar da ayıp kılıyor. Niyetim bir teknik direktöre ismi ile hitap edilmesini meşrulaştırmak değil. Ancak “söylenen sözler kişiyi bağlar” diyen Aykut Kocaman’ı da “bir bakarlar kişiye söyleyene, karar verirler” sözü fena halde bağladı. Türkiye’nin en büyük iki teknik direktörü kim diye sorulsa, hiç şüphesiz herkesin aklına gelecek isimler Mustafa Denizli ve Fatih Terim olacaktır. Hal böyleyken, henüz teknik direktörlük kariyerinin başında olan Aykut Kocaman’ın, birçok başarıya imza atmış Fatih Terim için söylediği bu sözler, ne yazık ki yersiz oldu.

Futbolda başarılı olmak için hırslı olmak en temel şartlardan biri, şüphesiz… Ancak hırs, bir o kadar da tehlikeli. Bir bakmışsın takımın kaptanı ile ters düşmüşsün, bir bakmışsın taraftarla ya da meslektaşlarınla. Aykut Kocaman’ın, “hoca” diye hitap edilmesi konusunda duyduğu hassasiyeti herkes anlıyor ve hak veriyor. Ancak bazen susup, takdiri etrafımıza bırakmalı...

Eğer serüvenin sonunda şampanya olmak istiyorsan, biriken gazı içinde hapsetmeyi öğrenmek gerekiyor. Aksi takdirde sıradan bir şarap olmaktan öteye gidemezsin...


*primadonna: operada baş kadın rolünü oynayan oyuncu.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Duran Top mu, Yakan Top mu?


Her yeni hocada yeni umutlar, yeni bir taktiksel anlayışa bürünüyor milli takımımız. Ancak gelin görün ki, yıllardır en büyük başarımız, 2002 yılındaki Dünya Kupası üçüncülüğü ve Euro 2008’deki üçüncülük olmaktan bir adım ötesi değil.
Avrupa’ya futbolcu ithal ediyoruz, gurbetçi futbolcularımız artık büyük kulüplerde oynuyor, ama yine de konu ay yıldızlı forma olunca basiretimiz bağlanıyor, “talihsiz” goller yiyoruz. Niyetim daha yolun başında Abdullah Hoca’yı beğenmemek değil, zira kendisini çok severim. Seneler once radyoda konuk etmiştik ve o günden beri düşüncem aynıdır: Abdullah Hoca futbola yakışan bir adamdır. Hollanda mağlubiyetinin ardından herkes ziyadesiyle Selçuk İnan konusunu tartıştı. Benim de çok farklı bir düşüncem yok. Hocanın İBB döneminden beri çabuk çıkıp rakibi eksik yakalamayı hedefleyen bir oyun anlayışı var. Bunun için de hızlı koşan, dribblingleri olan, dikine oynayabilen oyuncuları tercih etmesi, hatta Tunay ve Sercan’ı bu sebeple oynatması çok normal. Ancak tüm eleştirileri haklı çıkartan konu sprinterleri en iyi besleyebilecek, kısa-uzun pasları başarılı, ligin en formda oyuncusu Selçuk İnan olmadan bu sistemin başarılı olamayacağı.
Ancak asıl sorun bundan daha da önemli. Bir sonraki maçta hoca Selçuk’u oynatır, herkesin beğendiği bir kadro hazırlar ve biz yine duran toplardan “talihsiz” bir gol yeriz. Çünkü bizim yıllardır hedefimiz futbolda bir Türk ekolü oluşturmak değil. Sokaktaki herkes bugün İngiliz futbolu deyince; uzun toplardan kanat ataklarından, Alman futbolundaki fiziki üstünlükten, disiplinden, Hollanda futbolunun meşhur total futbol anlayışından bahsedebiliyorken; konu Türkler nasıl futbol oynar konusuna gelince her kafadan başka bir ses çıkıyor. Çünkü yıllardır sahaya çıkarken hedefimiz Kazakistan’ı yenersek, Azerbaycan’ı elersek, play offları geçersek’ten öteye gidemiyor. Teknik direktörümüz Abdullah Avcı bile göreve geldiğinde hedefimizin 2014 Dünya Kupası’na gitmek olduğunu söylüyor. Böyle bir hedef olur mu? Tabii ki gideceksin. İngiltere, Almanya, İspanya’nın hedefi Dünya Kupası’na gitmek midir yoksa kupa mücadelesindeki ilk 3 içerisinde olmak mıdır?

Ancak daha hazırlık maçları oynarken başlıyor bizde bahaneler:
“Hazırlık maçlarına konsantre olamıyoruz.”
Hele bir de birkaç gol pozisyonuna girip maçı kaybettiysek:
“İyi oynadık ama olmayınca olmuyor”.
Ama benim favorim:
“Duran toplardan talihsiz bir gol yedik”.

Yıllardır bu ülkenin kaderi oldu “duran toplar”. Işte bu yüzden insan sormadan edemiyor, “peki teknik direktörler ne işe yarar” diye. Sadece takım kadrosu yapmak mıdır hocalık?
Ya da Van Persie’nin golü için “talihsizlik” kısmına takılmadan geçemiyorum. Adam daha geçen hafta Premier Lig’de aynı golü atıyor. Bir teknik direktör rakip oyuncuların önceki maçlarını takip edip, takıma izletmez mi? Bahsettiğimiz adam kıyıda köşede kalmış, keşfedilmeyi bekleyen biri de değil üstelik; Van Persie’den bahsediyoruz.
Sorun Selçuk’un oynamasından çok daha büyük. Çünkü biz yıllardır çok gol pozisyonuna girip atamıyoruz, çünkü onlar yıllardır duran toplardan “talihsiz” goller atıyor. Ve bunun ilacı ne Selçuk, ne de Gökhan’da. Hedefi küçük, sistemi olmayan bir ekolün bahanelerinde gizli herşey.

Bir de aklıma gelmişken Atatürk’ün çok güzel bir sözü var:
“Kader, talih, tesadüf, rastlantı arapçadır ve Türklerle hiçbir ilgisi yoktur”
İyisi mi şu yediğimiz gollere artık “talihsiz” demeyelim be hocam…