şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2015 Pazartesi

Şampiyonlar Ligi Yarı Final 2015

REAL MADRID - ATLETICO MADRID

İki dişli rakip karşı karşıya geldiğinde “erken final” tabiri çok kullanılır. Ama söz konusu bir önceki yılın iki finalistinin çeyrek finalde karşı karşıya gelmesiyse, bu ifade daha da değer kazanıyor. Lig yarışında bu yıl Barcelona ve Real Madrid’in gerisinde kalan, Kral Kupası’nda da Barcelona’ya diş geçiremeyip elenen ve geçen yıl Şampiyonlar Ligi finalinde Ramos’un son dakika kafasıyla uzayan ve sonrasında ellerinden kayan kupanın hüsranını içinde taşıyan Atletico’nun acısını, Real Madrid’i saf dışı bırakmaktan daha iyi hiçbir şey dindiremez. El Classico’da Barça’ya kaybedip şampiyonluk şansını zora sokan Real Madrid’de ise eleştiri okları Carlo Ancelotti’nin üzerinde. Geçen yıl Şampiyonlar Ligi’ni 10. kez kazanamama lanetini üzerinden atan Real Madrid, yarı final için favori gözüküyor. Ancak Atletico Madrid, geçen yıl favori gösterilmediği Chelsea ve Barcelona turlarında yaptığını yine tekrarlayabilir. İlk maç 14 Nisan’da Vicente Calderon’da, rövanş ise 22 Nisan’da. Bu yıl da Şampiyonlar Ligi heyecanından uzak kalan bizlerin kalbi ise geçen sene sakatlığı sebebiyle forma finalde forma giyememiş olan Arda Turan’la.

  
PORTO – BAYERN MUNIH
Çeyrek final maçları arasında belki de tahmin yapması en kolay eşleşme bu. Bundesliga’da kelimenin tam anlamıyla güle oynaya şampiyonluğa koşan Bayern’in, ikinci turda Shakhtar Donetsk’e karşı aldığı 7-0’lık galibiyet, Guardiola’nın geçtiğimiz yıl evinde Real Madrid’e  karşı yaşadığı şokun ardından hataya tahammülü olmadığının en büyük kanıtı. Bavyera ekibinin en etkili silahı Arjen Robben şimdilik karın kası yırtığı sebebiyle ilk maçı kaçıracak gibi duruyor. Bu ilk maçı kendi evinde oynayacak, grubundan namağlup lider olarak çıkan ve 23 gollü Bayern’in ardından Şampiyonlar Ligi’nin en golcü ikinci takımı olan Porto için büyük bir avantaj. Bu ikili daha önce 1986-87 sezonunda finalde karşı karşıya gelmiş, Viyana'da oynanan maçı Portekiz ekibi, Kögl'ün golüyle 1-0 yenik duruma düşmesine rağmen Madjer ve Juary'nin golleriyle 2-1 kazanmış ve kupaya uzanan taraf olmuştu. Porto o zaman da maçın favorisi değildi ve büyük bir sürprize imza atmıştı. Biz yine de finalin Berlin’de oynanacak olmasının Alman ekibi için ekstra bir motivasyon olduğunu da göz önünde bulundurursak, şimdiden bu eşleşmenin galibi Bayern Munih olur desek yeridir.


PSG-BARCELONA
Çeyrek finallerin tartışmasız en merakla beklenen maçı. Artık kupanın doğal favorilerinden biri olan Barcelona, Chelsea’yi eleyerek bu yıl hiç şakası olmadığını gösteren Paris Saint Germain karşısına çıkıyor. Aslında iki takımın bu sezon ilk karşılaşması olmayacak. Daha önce Şampiyonlar Ligi'nde F Grubu'nda gruptan çıkma mücadelesi vermişlerdi. Paris'te oynanan mücadeleyi Fransız temsilcisi 3-2 kazanırken, İspanya'daki karşılaşmada ise Barcelona 3-1 galip gelmişti. F Grubu'nu Barcelona 15 puanla lider tamamlamış, PSG ise 13 puanla ikinci sırada yer almıştı. Kariyerinde hiç Şampiyonlar Ligi Kupası olmayan Zlatan Ibrahimovic Chelsea maçında gördüğü kırmızı kart yüzünden 15 Nisan’da Paris’te oynanacak ilk maçta forma giyemeyecek. Bu yıl 6 golle Şampiyonlar Ligi’nde harika bir performans gösteren Edison Cavani ise Zlatan’ın yokluğunu aratmayabilir. Fransız temsilcisinin bu kez yarı finali görmesi için öncelikle 8 gollü Messi’yi durdurması gerekiyor. Katalan ekibi adına, El Clasico’da imzasını atan Luis Suarez, Fransızlar için büyük bir tehdit oluşturacaktır. İlk maçın sonucu ne olursa olsun, tur atlayan takım Barcelona’da 90 dakika bitmeden belli olmayacak bir karşılaşma. Zlatan’ın seneler sonra kötü ayrıldığı Nou Camp’a dönüşü hiç şüphesiz yıldız futbolcu için büyük bir motivasyon olacaktır.



JUVENTUS-MONACO

Şampiyonlar Ligi 1. turunda A Grubu'nu Atletico Madrid'in ardından 10 puanla ikinci sırada tamamlayan Juventus, ikinci turda Borussia Dortmund'la eşleşmiş ve Dortdmund’u zorlanmadan saf dışı bırakmıştı. Alman ekibi kura çekimlerinde de oldukça şanslıydı ve herkesin içinden geçen takım olan Monaco ile eşleşerek uzun yıllardır ilk kez yarı final oynamaya bu kadar yaklaştı. Her ne kadar İtalyan ekibinin etkili orta sahası oyuncusu Pogba geçirdiği sakatlık yüzünden çeyrek final maçlarını kaçıracak olsa da, karşılarında çeyrek final seviyesinin neredeyse en güçsüz takımı var. İkinci tur ilk maçında eski teknik direktörlerinin takımı Arsenal’i deplasmanda 3-1 yenerek büyük bir sürprize imza atan ve dikkatleri üzerine çeken Monaco, rövanşta rakibine karşı doksan dakika sahasından çıkamadı, 2-0 mağlup olmasına rağmen deplasmanda daha fazla gol atmasının avantajını kullanıp turu atlayan taraf oldu. İki takım daha önce Şampiyonlar Ligi’nde 1997-98 sezonunda yarı finalde karşılaşmıştı. Lippi'nin çalıştırdığı Juventus, İtalya'daki ilk maçı 4-1 kazanmış ve ikinci maçı Tigana'nın ekibine 3-2 kaybetmesine rağmen, ilk maçın avantajıyla tur atlayan taraf olmuştu. Grubundan altı maçta sadece 4 gol atarak çıkan Monaco’nun, bu yıl Şampiyonlar Liginde toplam 7 golü bulunuyor ve iki gol atan futbolcusu bile yok. Tüm Monaco takımından sadece bir gol eksik atan Tevez ve arkadaşlarını durdurmak için, Fransız temsilcisinin bir mucize maça daha ihtiyacı olabilir. Monaco’nun tek avantajı ikinci maçı kendi evinde oynayacak olması.




11 Şubat 2013 Pazartesi

Galatasaray'ın 2013 Ruhu


“Futbol neden bu kadar seviliyor” sorusunun bir değil, bir kaç cevabı olmalı. Mesela tribünde geçirdiği uzun bir aradan sonra sahaya muhteşem bir geri dönüş yapan futbolcular yüzünden, ya da takım içi rekabetin doğurduğu yapıcı hırs, yeni gelen arkadaşını kucaklayarak bir gol sevinci, teknik direktör için “acaba şimdi ne yapacak” sorusunun cevabını heyecanlı bekleyişimiz, dünyaca ünlü bir yıldız transferin takıma gelişi ve daha nicesi. Kabul edelim bu oyun gol atınca güzel, ama bu saydıklarım olunca çok daha güzel. Işte bu yüzden Galatasaray taraftarı çok şanslı.

Antalyaspor karşısındaki Galatasaray’ı konuşmaya kaptan Sabri ile başlamalı. Galatasaray taraftarı için kimi zaman çile, kimi zaman çilek tadında olan bir oyuncu Sabri. Bir süre tribünde izledi maçları, ancak bu arada belli ki kendini hazır tutmuş. Oldukça güçlü ve hırslıydı kaptan. Çok açık kapadı, kendi görevi olmayan bölgelerde bile bastı. Uzun zaman oynamamış, çok eleştirilmiş bir oyuncu olmasına rağmen, örnek bir kaptan gibiydi. Bu arada Sabri’nin performansına Hamit’in ileride top tutmasının da büyük katkısı olduğunu belirtmek lazım. Yekta ve Hamit için de oyunu iyi açıyorlar demek doğru olacaktır. Hamit’i olumsuz anlamda eleştirmek için gerçekten bu oyunu bilmiyor olmak lazım.

Yekta ise Selçuk ile beraber Antalyaspor maçının en çok koşan oyuncusuydu. Bu belli ki, maçtan önce Fatih Hoca tarafından kulaklarına üflenmişti. Sneijder’e yer açmak için, Selçuk defansif anlamda takıma katkı sağladı. Sneijder ise takıma ısınıyor. Bazı paslarda eksikliği olduğu doğru, ancak takıma uyumu ve koordinasyonu için ilk 11’de başlamış ve 80 dakika oynamış olması doğru bir karardı. Galatasaray Sneijder’in gelişiyle tek forvetli yapıya dönüp 4-2-3-1 oynadı diyenlere katılmıyorum. Çünkü aslında Sneijder’e yer açmak için net bir şekilde 4-4-1-1 dizilişli bir oyun sergiledi takım. Herkes takım içi sorun olacağını, oyuncuların istemediğini ve Sneijder’e kasıtlı pas atmayacaklarını konuşa dursun, golden sonra Burak’la birlikte sevinçleri Fatih Hoca’nın takımı olduklarının göstergesidir. Hoca’yı tanıyan herkes bilir, takım denilen yapı aslında 11 kişi değil, 1 kişidir. Herkes her mevkide oynayabilir. Diğer bir deyişle, hani şu meşhur kitapta da dediği gibi “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” felsefesi.

Galatasaray çift forvetli ve Sneijder’li bir oyun oynayabilir mi? Bunu Drogba’nın Burak kadar defansif katkı sağlayıp sağlayamayacağı gösterecek. Maç esnasında Burak Yılmaz’a “Drogbavari” diye benzetme yapanların adalet duygusundan şüphe ettim. Burak birine benzetilmeye ihtiyacı olmayan bir oyuncu. UEFA Şampiyonlar Ligi grup aşamasında en iyi oyuncu seçildi, Cristiano Ronaldo ile birlikte gol krallığına ortak oldu. Burak’ı konuşurken bunları da hatırlamak lazım. Antalya maçında da  ideal bir forvet olduğunu yine gösterdi. Yanlış anlamayın 2 gol attığı için değil. Yalnız başına, tek forvet oynayıp 2 gol attığı için…

Herkes Fatih Hoca’nın bundan sonra işinin çok zor olduğunu, nasıl kadro yapacağını, kimi kulübeye göndereceğini konuşuyor. Hoca oyuncuları ile tartışmaya girmez, oyuncuyu kaybetmektense kazanmak üzerine kurulu bir anlayışı vardır. 2 hafta oynamayan Burak, normal şartlarda başka takımda olsa, küsüp performansı düşmesi gerekirken, Galatasaray’da 2 gol ile döner. Neden mi? Fatih Hoca, kızdığı Burak’ı oynatmadığı maçlardan sonra değil, oyuna dönüp 2 gol attıktan sonra eleştirir. Bunun adı tecrübedir işte. Ya da Antalyaspor gibi önemli bir maçtan hemen önce Hoca’nın takımı bırakıp, Şampiyonlar Ligi rakibini izlemeye gidip, maç sonrası demeçlerinde "bu sabah geldik" demesi, aslında çok ince bir mesajdır takıma: “Şampiyonlar Ligi maçını kazanmak zorundasınız”

Galatasaray yönetimi de, Hoca’sı da Şampiyonlar Ligi’ni daha çok önemsiyor, bu yapılan transferlerle de net. Ancak madem öyle o zaman acilen bu zemin işini de çözmeliler. Avrupa standartlarına hiç uymayan, sadece krampon baskısıyla değil, futbolcuların düştüklerinde dizinden bile etkilenen bir zemin var. Bu işle kim ilgileniyor bilmiyorum, ancak kendisine şunu söylemek lazım, sahada gördüğünüz her yeşili çim sanmayın, burası bildiğin yosun.