Futbol: Topu, kafa veya ayak vuruşları ile karşı kaleye sokma kuralına dayanan ve on birer kişilik iki takım arasında oynanan bir top “oyunu”.
Kaynak: Türk Dil Kurumu Sözlüğü
• Ligler planlandığı şekilde 5 Ağustos’ta başlayacak.
• Ligler başlamadan şike iddiaları ile ilgili kararımızı vereceğiz. Artık futbola odaklanmak istiyoruz.
• Pardon, talimatlar gereği savunma almadan karar veremiyormuşuz.
• Görevde olduğumuz sürece ligler Ağustos sonundan önce başlamayacak.
• İddianameyi bekleyeceğiz.
• Etik Kurul raporunu bekleyeceğiz.
• UEFA Disiplin Komitesi Başmüfettişi Pierre Cornu çok iyi izlenimlerle ayrıldı.
• Cornu’nun raporundaki ifadeler tamamen yalan.
• Gizlilik kararının kalkmasını bekleyeceğiz…
• Daha önceden UEFA’ya bildirilen takımlar Şampiyonlar Ligi’ne gidecek. Planda bir değişiklik yok.
• Fenerbahçe’nin yerine Şampiyonlar Ligi’ne Trabzonspor’un katılması uygun bulunmuştur.
• Bu işten en az zararla Türk futbolunu çıkartacağız.
• Şahıslar ile ilgili kararı en kısa sürede vereceğiz, ancak kulüpler ile ilgili karar için sezonun bitmesini bekleyeceğiz.
• 58. maddeyi ben de yanlış buluyorum, uygun olan değişmesidir.
• Ben bu koltuktayken 58. madde değişmeyecek.
• Mahkeme süreci sona erdikten sonra 58. maddenin değişmesi söz konusu olabilir.
Ve son olarak:
• Bir defaya mahsus küme düşme cezası uygulanmaması ancak, şike ve teşvik eylemine karışan kulüplere çok ağır yaptırımlar getirilmesi kararını benimsedik.
Eğer UEFA bu son kararı onaylarsa, bu sefer TFF bir garanti yazısı talep edecekmiş. Böylece hem diğer kulüpler hem de A Milli Takım bu konudan dolayı ilerleyen günlerde ceza görmeyecekmiş.
Hani bir söz vardır ya: Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…
Bundan sonraki süreçte yaşanabilecekler ile ilgili tek bir şey demek geliyor aklıma:
Eyvah eyvah…
3 Temmuz – 3 Aralık. Geçen 5 ay boyunca; yüksek sesle konuşmayı bilen herkes spor yorumcusu oldu, bugüne kadar adaletesiz adalet sistemine duyarsız kalmış birçok kişi taraftar olarak protesto eylemleri düzenledi ve belki de hayatları boyunca karakola bile gitmemiş 31 kişi cezaevinde yatıyor.
Günlerdir hayret içinde olup bitenleri izliyorum. Fenerbahçe’nin UEFA’ya gidememesi hakkında Ali Koç’un yaptığı açıklamalar, Cornu-Federasyon düellosu, süreci ağlamaklı bir şekilde değerlendiren spor yorumcuları...
Daha da başa dönelim. “Eğer en ufak bir şüpheniz varsa, UEFA’ya gitmeyin” diyen Federasyon’a, çok net ve kararlı bir şekilde “Hayır” diyen Fenerbahçeli yöneticiler. UEFA’nın kararı. Platini’nin Fenerbahçe’yi neden almadıkları yönündeki soruya “Göreceksiniz” cevabı. Her gün ekrana çıkan birilerinin avukatları.
Şüphesiz bu süreçte en çok etkilenen de, bunun yanı sıra birlik beraberliği en iyi sergileyen de Fenerbahçe taraftarı oldu. Savcının açıklamalarından sonra Fenerbahçeli bir dostumun söylediklerini sizinle de paylaşmak istiyorum:
“Fenerbahçe taraftarı ‘Fenerbahçe Cumhuriyeti’ der takımları için. Cumhuriyetlerde başkanlar-başbakanlar vardır. Seçilirler, hizmet ederler. Ömürlerini tamamlayınca ise yerlerini bir başka lidere devrederler. Cumhuriyette kalıcı olan halktır, başkanlar değil. Fenerbahçe taraftarı artık bu dosyayı kapatıp, yeni yüzlerle önüne bakmalıdır. Çünkü büyük olan taraftardır, takımdır.”
Sadece futbolu ve taraftar olmayı seven biri olarak şu süreçte konuşan herkese tek bir şey söylemek istiyorum: “Yeter artık, bırakın taraftarları kandırmayı.”
BUNDAN SONRA NELER OLACAK ?
Mahkeme; “şike yapmak ve haksız kazanç sağlamak”, “suç işlemek amacıyla çete kurmak”, “bahis ve nitelikli dolandırıcılık” olmak üzere 3 ayrı başlıkta sanıkları değerlendirecek. Sadece şike yapmakla suçlanan Tayfur Havutçu ve Serdar Adalı gibi isimler ile, hem şike yapan hem de şuç örgütüne karışan Olgun Peker, Aziz Yıldırım gibi isimler ayrı yargılanacak.
Hepimiz artık biliyoruz ki, iddianamede özellikle 6-7 maç ile ilgili “çok net şike yapılmıştır” raporu var. Şimdi bunlara ek olarak, bu maçlar ile ilgili tape’leri de öğreneceğiz.
Bugüne kadar ismi basına yansımayan bazı futbolcular ile ilgili ses kayıtları ortaya çıkacak ve duyduklarımıza pek şaşıracağız.
Şike soruşturması başladığı tarihte “hakkımda en ufak bir şaibe varsa TFF’deki görevimden istifa ederim” diyen Göksel Gümüşdağ’ın ismi de iddianamede geçiyor. Sebebi ise Fenerbahçe ile ilgili bir maç. Bu süreçte belki de Göksel Gümüşdağ-Federasyon ilişkisinin mahkeme ve kamuoyu baskılarına yenik düştüğünü göreceğiz.
Bu arada şahsi fikrim, meclisin veto edilmiş yasayı, tekrar görüşmeyeceği yönünde. Neden mi? Bugün meclis yasada düzenleme yapmaya kalksa, gündeme alması, konuşulması, hazırlanması bir vakit alacak. Bu esnada mahkeme iddianameyi kabul etmiş olacak, dolayısıyla tüm detaylar da kamuoyu ile paylaşılmış olacak. Herkesin herşeyi çarşaf çarşaf gördüğü ortamda, meclisin bu konuyu alenen ele almayacağını düşünüyorum.
Sonuç mu? Sonuç, hepimiz futbolsever olduğumuzu söylüyoruz ya, o zaman siz onu bunu bırakın da, 4 gün sonra bu ülkenin en önemli derbi maçı var. Skor ne olur siz onu söyleyin...“Bu sene şike soruşturmasından doğan olağanüstü durum sebebiyle Kulüpler Birliği Vakfı'nın almış olduğu karara istinaden Türkiye Futbol Federasyonu'ndan yapılan açıklama; Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor kulüplerinin, 2011-2012 sezonunda birbirleriyle yapacakları tüm müsabakalarda, deplasman takım taraftarları alınmayacak şeklindedir.”
Tekrar tekrar okuyorum yukarıdaki cümleleri ancak bir türlü çıkamıyorum içinden. Yapılan bu resmi açıklamaya göre, deplasman yasağının sebebi şike soruşturması. Yani bir grup futbol sevmeyen adam daha fazla para kazanmak için ali cengiz oyunları oynadı. Ve bunun neticesinde futbolu seven adamlara “biz şike yaptık, siz bu yüzden birbirinizi kızdırıp “taşkınlık” yaparsınız, iyisi mi siz maça gelmeyin” dediler. Iyi de şike soruşturması kapsamında Sivasspor, Eskişehirspor, Giresunspor, Rizespor’dan da tutuklanan isimler olmadı mı? Bu kulüplere neden aynı yasak uygulanmıyor? Madem taraftar dediğin “vahşi” bu kadar taşkın, Eskişehir’e neden Trabzonlunun gitmesine müsaade ediyorsun ki? Bu kararı alan zihniyete göre “Geçen sene sizin yüzünüzden şampiyonluğu kaçırdık” diyen bir Trabzonlu, Eskişehir’de terör estirebilir. Onu neden yasaklamıyorsun?
Madem yasaklamaya başladık bir yerden; sadece derbi yasağı ile de kalmayalım. Mesela maçın kaderini değiştirecek hatalar yapan hakemlerin bir daha maça çıkmalarını yasaklayalım. Seyirciye küfür eden futbolcuyu, kasıtlı kart görüp takımını yalnız bırakan futbolcuyu ya da zaman geçirmek için kendini yerden yere atan futbolcuyu da yasaklayalım. Hakem odasına giren veya kulübü borca batıran veya yanlış transferler ile sezonu kapatan yöneticiyi de yasaklayalım. Hazır bu kadar yasak koymuşken, bir de Sabri’nin orta sahada oynamasını yasaklayalım…
Taraftarlık ve tribün kültürü futbolun sadece bir unsuru değil; bu oyunun ta kendisi, odak noktasıdır. Taraftarlık sadece para verip, bilet alıp tribünü doldurmak değildir. İnanmaktır, inandığını desteklemektir. Sosyal bir duyarlılıktır. Ülkede bir afet olduğunda birlik olmak, yardım etmektir. 12. adam boşuna denmemiştir. Kimi zaman pozisyonu görmeyen hakeme, kimi zaman oyuncu değişikliği için teknik direktöre yardımcı olur taraftar. Siyasi mesaj verir taraftar. Yakın zamanda Mısır’da Mübarek rejiminin son bulmasında en önemli rolü ülkenin en büyük iki futbol kulübünün taraftarları oynamıştır. Bugün oynanacak maça gidecek olan Beşiktaşlı bir arkadaşım şöyle dedi:
“Ben Beşiktaş gol atınca deplasman taraftarının yıkılışını izlemeyi seviyorum, Beşiktaş gol yiyince de onların sevincine kızmayı seviyorum.”
Bu cümleler bizim sevdamız olan renkleri yönetenlere ders olsun. Başkanlar, futbolcular, teknik adamlar, hepsi gün gelir gider. Renkler kalır, arma kalır, taraftar kalır. Bugün bizi yasakladınız. O da birşey mi…Burada düşünmek yasak, yazmak yasak, okumak yasak…Sen hala deplasman diyorsun…
Not: Deplasman yasağını protesto etmek için www.deplasmanimadokunma.com diye bir site kuruldu. Adınız ve tuttuğunuz takımı yazarak, yasağı protesto için imza bırakıyorsunuz. Ben bu yazıyı yazdığım sıralarda toplam 17.871 imza olmuştu. Üşenmeyin, bir imza da siz bırakın…
Söz konusu çözümse müzakere teferruattır
Birkaç haftadır Ali Şen’i televizyonda izlerken aklıma uzun yıllar once aldığım bir eğitim geldi; “Müzakere teknikleri”. Eğitimin amacı, globalleşen dünyada ve artık herşeyin rekabetle elde edildiği bir ortamda, hayatta kalabilmek için uzlaşı sanatını öğretmek. Uzlaşmakta ne var demeyin, pek de kolay olmadığını bakış açınızı değiştirmeye başladığınızda anlıyorsunuz. Her alandaki lider sıfatını haketmiş insanların “uzlaşı” yani müzakere yeteneğinin çok gelişmiş olduğu ise bilimsel bir gerçekmiş.
Ali Şen neden Fenerbahçe için bir liderdir?
Ali Şen, “UEFA nezdinde şimdiden lobi çalışmaları yapmalıyız. Haklı olduğumuzu düşündüğümüz bir konuda argümanlarımızı net olarak anlatmalıyız” diyerek aslında bir uzlaşı mesajı vermeye çalışıyordu. Fenerbahçenin içinde bulunduğu sıkıntılı durum malum. Bir yandan soruşturmanın kulübe yansıtacağı mali kriz, diğer yandan futbolcuların üzerindeki gerginliğin sportif başarıya etkisi ve bence hepsinden önemlisi UEFA krizi. Artık camia için isyan-inkar tepkilerini bir kenara bırakıp daha aklı selim davranma vakti geldi de geçiyor bile. Bunun için atılması şart olan ilk adımın ise futbolun Avrupa’daki patronu Platini’yi mahkemeye vermek olmadığını, UEFA’dan istediğimiz randevu reddedilince anladık.
Tecrübeli yönetici Ali Şen, “Eğer lobi faaliyetlerine başlamazsak ve Platini aleyhine açılan davayı geri çekmezsek, iddianame açıklandıktan sonra ciddi zararlara maruz kalırız” dedi, doğru da söyledi. Kendisinin bugüne kadar ki uluslararası ilişkileri, daha önce Galatasaray için UEFA’daki başarılı lobi girişimi ve Fenerbahçe sevgisi önemli bir referanstır. Devir münakaşa değil, müzakere devridir. Fenerbahçe’nin gelecek yıllarda başkanı olabilecek isim olarak gösterilen Ali Koç’un sağduyusu ve Ali Şen’in tecrübesi karşısında UEFA-Platini ilişkisi tekrar kurulabilir.
Ancak artık hızlı hareket etmek lazım. Öyle böyle derken 3 ay geride kaldı. Fenerbahçe artık önüne bakmalı. Papazın çayırından çıkan bu büyük kulüp bugün bir sınavdan geçiyor. Bu sınavdan geçmenin tek şartı, yöneticilerin kim daha Fenerbahçeli egosunu bir kenara bırakması ve kişilerin değil camianın lehine adımlar atması ile olur. Taraftarın ve futbolcunun şu ana kadar gösterdiği birliği ve dayanışmayı gösterme sırası çoktan kendilerine geldi bile. Yoksa iddianame açıklandığında “bunlar iyi günlerimizdi” diyebiliriz…
16.10.2011