1 Eylül 2014 Pazartesi
Yedek kaleci sendromu
13 Ağustos 2012 Pazartesi
“Sadri Başkan okunmamış bir mesajınız var”
7 Ağustos 2012 Salı
Süper Kupa - Süper Taraftar
30 Temmuz 2012 Pazartesi
TFF'nin havuzu, Aziz Başkan'ın muslukları
havuzun ya içine girersin ya uzaktan işersin.."
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Lozan CAS Anlaşması
Tarihimizde Lozan Barış Antlaşması’nın önemi malum, bugünkü sınırlarımız ve dış ilişkilerimiz bu antlaşma ile sağlandı. Aradan 89 yıl geçtikten sonra yine aynı şehirde bu sefer başka bir“anlaşmaya” varıldı.
Bir gün ağayla marabası, ağa atın üzerinde marabası yanında yürür bir vaziyette köye doğru gidiyorlarmış. Ağanın ki muziplik ya, uzaktan gördüğü bir inek pisliğini marabasına göstermiş ve "Şu pislikten bir parmak yersen atımı sana veririm" demiş. Maraba düşünmüş; "Ulan demiş ne olacak bir parmak pislik hem ağanın atını almak da var" atmış parmağı yemiş. Ağa tabi mecbur inmiş atından maraba binmiş ata köye doğru yürümeye başlamışlar. Köye gireceklerken koskoca ağa atsız köye girecek, marabası da atın üzerinde öyle mi…Rezalet olacağını fark etmiş, dönmüş marabaya "Yahu demiş şuradaki pislikten bir parmak yersem, atımı bana geri verir misin?".
Maraba düşünmüş taşınmış "Ulan demiş bu deyyus yüzünden pislik yedim, şimdi bu da yesin, tamam" demiş"Yersen veririm". Ağa mecbur daldırmış parmağı pisliğe suratını ekşite ekşite yemiş. Binmiş köyün girişinde atının üzerine, yanında maraba yürümeye başlamışlar. Maraba biraz ilerleyince ağaya dönmüş ve;
Hoşgeldin İbrahim Altınsay
Beşiktaş kulübü Futbol Komitesi’ne İbrahim Altınsay’ın üyeliğini duyurdu. Sonunda kadın programı sunucularından vazgeçip, gerçekten “Futbol” seven, bilen insanlarla yola çıkmalarına çok sevindim. İbrahim Bey 3-4 sene evvel radio programımıza konuk olmuştu. O mütevazi duruşunun arkasında, insanda hayranlık uyandıran bir futbol bilgisi ve daha da önemlisi çok derin bir taraftarlık duygusu var. Yolu açık, yeni görevi hayırlı olsun. Kendisi, o dönem bana Sisifos’un hikayesini anlatmıştı:
Şimdi neden mi anlattım bunu. Misal, her tarafına bir çamur bulaşmış futbolumuz bu taş olsa… “Türk futbolunu kurtarmayı” kendine misyon edinmiş herkes de Sisifos olsa… Anladınız siz onu…
8 Nisan 2012 Pazar
Bir Haftada Üç Olay...
Varan 1
Carvalhal’in görevine son verildiğini duyunca çok şaşırdım.“Carvalhal kötü teknik direktördür, Tayfur Havutçu daha iyidir” tartışması yapmak değil niyetim. Ancak ligin bitmesine 1 hafta kalmışken, ve play offlarda Beşiktaş’ın kupa iddiası oldukça düşük bir ihtimalken, Carvalhal’in aceleyle gönderilmiş olmasına, şaşkınlığım ve tepkim.
Yılda sadece 600.000 euro alan, UEFA finalisti Braga’yı eleyen, giderken bir lira tazminat almayıp, üstüne halen Beşiktaştan “biz” diye bahseden bu adamın zamansız gidişini “haksızlık” olarak bulduğum için yazıyorum bu yazıyı. Beşiktaşlıların sıklıkla söylediği bir söz vardır, “Beşiktaşlı duruşu” diye. Carvalhal Türk olmamasına rağmen o duruşun ne demek olduğunu anlamış nadir yabancılardan biriydi. Işte bu yüzden dünyanın hiçbir yerinde Beşiktaş taraftarı gibi bir taraftar görmedim deyip, cep telefonunun ekranında giderken hala resimlerini taşıyordu. Bu yazdıklarımı okuyup bana Carvalhal’in yaptığı/yapmadığı oyuncu değişiklikleri sebebiyle Beşiktaş’ın kaybettiği puanları hatırlatacak Beşiktaşlılara cevap, Portekizli bu genç adamın giderken söyledikleri olsun:
* Buraya yalnız geldim. Ailem yanımda değildi. Bütün zamanımı Beşiktaş için çalışarak geçirdim. Evimde kaldığımdan çok daha fazla Ümraniye’de kaldım.
* Bu takım Braga’ya karşı oynadı, yendi ve hiçbir prim almadı. Atletico Madrid maçına da aynı koşullarda çıktılar.
* Takımlarda bir şey değiştirmek istediğinde bu hep teknik direktör olur. Böyledir, ben de bu karara saygı duymak zorundayım.
* Beşiktaş için en iyisini diliyorum. Umarım hep kazanırlar ve Tayfur Havutçu’nun çok iyi şeyler yapacağına inanıyorum.
Son olarak birşey de ben eklemek istiyorum:
Hani siz “sevinmek için sevmemiştiniz”?
Varan 2
Hafta içi gündemin ortasına bir de Melo ve Riera kavgası düştü. Bir yanda sezon başından beri kendisinden bekleneni verememiş mağdur Riera, diğer yanda Galatasaray’ı şampiyonluğa taşıyan yolda büyük payı olan Melo. Gel de çık şimdi işin içinden. Böyle zor ve sıkıntılı bir sürecin nasıl yürütülebileceğini ise Fatih Terim çok güzel bir şekilde gösterdi. Bu konuda hem kendisine her konuda sınırsız yetki tanıyıp güvenen yönetimi, hem de Hoca’yı takdir etmek lazım.
Melo’nun bu ilk vukuati değil. Sezon başından beri agresifliği ve takım arkadaşlarının hep onu idare ettiği malum.Ne oldu da ligin bitmesine bu kadar da az bir sure kalmışken, hem de “kiralık” bir oyuncuyken, olayı böyle “korkusuzca” ileri taşıdı, bilmiyoruz.
Varan 3
Bu hafta sosyal medyada oldukça ses bulan bir başka konuda Murat Çelik’in TFF Medya ve İletişim Direktörüolmasıydı. Biz de adettendir, biri bir göreve atandı mı, önce “hayırlı olsun” demektense, “ama gözünün üstünde kaşı var” diye başlarız eleştirmeye. Murat Çelik de tabii bundan nasibini aldı. Yok Abdullah Avcı ile arası bozukmuş, yok çok Beşiktaşlıymış diye… Abdullah Hoca ile bir problemleri var mı bilmem, ama Murat Çelik’i de Abdullah Hoca’yı da tanırım ve ne kadar profesyonel insanlar olduklarını bilirim. O yüzden bu konuda prim yapmak isteyenler boşa kürek çekiyor şimdiden söyleyeyim.
Beşiktaşlılık mevzuuna gelince, diyecek tek birşey var: Bugüne kadar başımıza ne geldiyse rengi belli olmayanlardan geldi, o yüzden şimdi hiç korkmayın, rengi belli olandan kimseye zarar gelmez…
19 Şubat 2012 Pazar
Fena Halde "Gazımız" Var
"Yalnız ve güzel" ülkemin kaderidir, hep diğer ülkelerle karşılaştırılmak. İsviçre’nin zenginliği, Fransa’nın demokrasisi, Norveç’in eğitim sistemi, İspanyolların futbolu ne zaman Türkiye ile karşılaştırılacak olsa, cevap hep aynıdır:
“İyi de hocam, biz toprak savaşı derdindeyken, adamlar atı alıp geçmiş.”
Kabahat hep ya Osmanlı’da, ya da bir türlü düzeltemediğimiz “kişi başına düşen milli hasıla”dadır.
Şimdi diyeceksiniz ki, nereden çıktı bunlar. Bugün bir karşılaştırma da ben yapmak istedim. Konumuz futbol. Ama merak etmeyin ben ülkemizdeki futbolu; ne doğustan yetenekli Brezilyalılar, ne altyapıdan yetişen İspanyollar, ne de disiplinle çalışan Almanlarla karşılaştırmayacağım. Zira biliyorum ki, onlarla aramızda niye fark olduğuna dair“gayet geçerli!” sebeplerimiz var. Onun yerine geçtiğimiz hafta Afrika Uluslar Kupası’nı almış ülke Zambiya’yıseçtim.
1993 yılında, Senegal’e Dünya Kupası elemeleri için giderken, uçağın okyanusa düşmesi sonucu, Kalusha Bwalya hariç bütün milli takım oyuncularını kaybeden bir ülke, Zambiya. Tüm takım Bwalya etrafında tekrar kuruluyor. Zambiya Milli Takımının bugün toplam değeri, 8 milyon 775 bin euro. Yani toplamda bir Moussa Sow etmiyor. Peki, EURO 2012’ye katılamayan Türkiye A Milli Takımının değeri nedir sizce? Söyleyeyim, 246 milyon 800 bin euro!
Hadi bunu geçelim. Zambiya’nın teknik direktörü Herve Renard, final maçından sonra halk kahramanı ilan edildi. Oyun sırasında sakatlanan oyuncusunun kupa kutlamalarına katılamamasına gönlü el vermedi. Futbolcusunu diğer arkadaşlarının yanına kucağında taşıdı. Peki Türk Milli Takımı’nın bir önceki teknik direktörünü hatırlıyor musunuz? Hani şu “astronomik” bir maaşla çalışıp, 3 ay maçlara gelmeyen…
Tamam, bunu da geçelim. Zambiya’da kazadan kurtulan Bwalya bugün ne yapıyor merak eden var mı? Önce Zambiya Milli Takımı’nın teknik direktörlüğünü yaptı. Şimdi ise Zambiya Futbol Federasyonu Başkanı. Bizim mi? Bizim şu aralar bir federasyon başkanımız yok ama çok şükür Milan "GAZIMIZ" var…
Not: Hala yok nüfus, yok gelir düzeyi diyecek olan varsa, buyrun.
TÜRKİYE | ZAMBİYA |
Nüfus:75 milyon | Nüfus: 12 milyon |
Kişi başına düşen milli gelir: 16.126 dolar | Kişi başına düşen milli gelir: 1300 dolar |